Yazılarda Ara

SAKATLIK YENİ BİR TARİH BELGESELİ BÖLÜM 4

GÜZELLİK VE ÇİRKİNLİK

Çevirenin Önsözü

Bu çevirinin sakatlığa dair anlayışımızı daha bütünlüklü, daha gerçekçi bir şekilde yapılandırmamızı sağlayacak bir kavramı gündemleştirdiğini düşünüyorum: sınıf. Sınıftan, üretim kapasitesi ve örgütlenmesi içindeki farklı pozisyonları kastettiğimi söylemeliyim. Sakatlıkla ilgili her konuştuğumuzda da üretim ilişkilerine, kapasitesine dair, tarihsel arka planı izleyerek bir dizi tartışmayı kat etmemiz gerekiyor.

16. ve 17. yüzyıllarda, özellikle Güney Amerika’daki İspanyol sömürgeleri üzerinden akan altın ve gümüş, Avrupa’da büyük bir ekonomik birikime sebep oldu. Koloniler aracılığıyla kurulan kıtalar arası ilişkiler hem ticaretin genişlemesinin hem de tüccarlar sınıfı burjuvazinin yükselişinin habercisiydi. Avrupa açısından önemli bir başka değişim ise özellikle İngiltere’de Magna Carta ile başlayan derebeylerin, krallar karşısında güçlenmesi eğilimi, 17. yüzyılda zirveye ulaştı ve bu derebeylerinin hakim oldukları topraklar üzerindeki egemenliklerinin genişleyerek küçük köylüleri saf dışı bırakması anlamına geliyordu. Yavaş yavaş gelişmekte olan modern tıp, çiçek ve veba gibi hastalıkların tedavi edilmesini mümkün kılarak büyük bir nüfus patlamasına öncülük etti. Gelecek birkaç asrın başta belirleyicisi 18. yüzyıl olacak ve toplumsal, politik, ekonomik hayatı kökten değiştirecek modernizm tecrübesinin ilk kuvvetli etkilerinin hissedildiği dönemdi. Bir taraftan köyden kente dalgalar halinde göçler yaşanıyor, öbür yandan da kolonilerle kurulan ticaret ağı eskinin az kişinin erişebildiği nadir ve kıymetli ürünleri daha ucuz ve kolay erişilebilir hale getiriyordu. 18. Yüzyıl, Avrupa için gerçek bir alt üst oluş deneyimiydi. Marshel Berman’ın, “Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor” adlı kitabının giriş bölümü, bu alt üst oluşa dair muazzam bir anlatıdır.

Biz de bu belgesel dizisinde sözünü ettiğimiz alt üst oluşun, sakatlar açısından nasıl deneyimlendiğini görüyoruz. Bir kere karşılaştığımız kişisel hikayelerin tamamı kentlerde geçiyor. Daha da önemlisi, henüz kentler gerçekten kentleşmemiş, henüz köylerinden kopup gelen bütün bu insanları istihdam edecek sanayi tam olarak gelişmemiş. Yaşam politik, sosyal, kültürel stabiliteden bir hayli uzak. Nitekim aşağıda bulacağınız dördüncü bölümde de çelişkili gibi görünen akıl yürütmelerin, nasıl bir arada var olduğunu ve birbirlerine karıştığını göreceksiniz. Bir önceki bölümde sakatların sakatlıklarını, nasıl bir girişime dönüştürdüklerini okumuştuk. Hayatlarını kazanmak için buldukları bu yöntemi düşünürken, Bu insanların tarım toplumuyla kurdukları bağların ancak birkaç yıl önce koptuğunu ve geldikleri kentlerde henüz organik bir yaşam oluşmadığını hatırlamakta fayda var.

19. yüzyıl Avrupa için üretim kapasitesi bakımından bir patlamaya sahne oldu. Seri üretim ve ucuz ulaşım, piyasadaki ürünlerin nicelik olarak artmasını ve ucuzlamasını, dolayısıyla sıradan halk tarafından daha kolay ulaşılabilmesini sağladı. Bütün eşitsizliklere rağmen, bu genel zenginleşme hali, Avrupa toplumunun genel standartlarında ciddi bir değişime yol açtı. Genişleyen ekonomi, artan nüfus ve deniz aşırı koloniler baştan sona yeniden organize edilmiş bir ekonomik hayatı, sosyal düzeni ve yönetimsel stratejiyi gerektiriyordu. Sakatlar açısından bunun anlamı, ilkokullar ve rehabilitasyon merkezleri, kısacası ulus-devlet düzeyinde bir politikanın muhatabı olmak demek oluyordu. Bu konuyla ilgili daha detaylı bir okuma için Koç Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan Sakatlık Çalışmaları derlemesinin David L. Braddock — Susan L. Parish tarafından kaleme alınan “Sakatlığın Kurumsal Tarihi” bölümüne bakılabilir. Öte yandan, piyasadaki değişiklik, eskiden yalnızca aristokrasi için ulaşılabilir olan destekleyici cihazların kullanımının alt sınıflara doğru genişlemesi demekti.

20. yüzyılda ekonomik büyüme, kendi sınırlarından taştı; özellikle iki yönde genişleme eğilimi gösterdi. Bunlardan birincisi, Avrupa’nın dışına, gelişmekte olan ülkelere doğruydu. İkincisi ise, özellikle 20. yüzyılın ortalarından itibaren, piyasanın kadınlar ve sakatları içerme eğilimiydi. Bu eğilim; sakatların kamusal Alana katılması, istihdamın artması gibi pek çok gelişmeyle paralel ilerledi. Teknolojik gelişmelerin sağladığı esneklik, bu gelişmeler bakımından önemli fırsatlar da sundu. Bu açıdan engelli hakları konseptinin ve evrensel tasarım ilkesinin de İngiltere ve ABD’de gündeme gelmesi tesadüf değildi elbette.

20. yüzyıl, bir taraftan artan nüfus ve gittikçe karmaşıklaşan şehir hayatının sonucu olarak hizmet sektörünün hızla yükseldiği bir dönem oldu. Nitekim bu yükseliş, bugün proofreading, rehberlik/oryantasyon, sesli betimleme, işaret dili tercümesi, kişisel asistan, aira gibi insan desteğine dayanan hizmet ve sistemlerin hayata geçebilmesinde büyük rol oynadı. Teknolojinin yanı sıra ve teknolojinin yardımıyla, piyasanın sakatları içermesinde, hizmet sektörüne dahil olan insan kaynağı önemli bir rol oynadı.

Son olarak, üretimin genişlemesi, pazar ihtiyacının genişlemesi demekti. Sakatların bir tüketici güç olabilmesi ise, iş gücüne katılım veya doğrudan ekonomik destekle sağlanabilirdi.

Tarihsel arka plandan beslenerek daha bütünlüklü bir kavrayışa sahip olmanın, bütünün bir parçası olduğumuz duygusunu güçlendirmesi ve bizi bir tek kimliğe sıkıştırmaktan kurtarması bakımından çok ama çok önemli olduğunu düşünüyorum. En nihayetinde biz sakatlar da insanoğlunun binlerce yıllık uzun hikayesinin kahramanlarından biriyiz. Dolayısıyla girdiğimiz her tartışmada, her arayışta anlatının bütünlüğünü, yani tarihsel referansı hatırlamanın hayati bir önemi var. Umarım bu önsöz ve aşağıdaki çeviri de buna küçük de olsa bir katkı olacak, ilerideki daha kapsamlı tartışmaların yolunu açacaktır.

 

Bölüm4: Güzellik ve Çirkinlik

Sunucu: Peter White

Akademik Danışman: David Turner

Yapımcı: Elizabeth Berk

 

Peter White

18. yüzyıl ebeveynleri de, bugünküler gibi, çocuklarının mükemmel olmasını istediler. Bunu nasıl kazanacaklarına dair döneminin en çok satanlarından biri; Orthopaedia ya da Çocuklarda Çirkinlikten Kaçınma ve iyileştirme Sanatı(1743). Çok kalın bir kitap ve 300 sene önce sakatlık olarak düşünülen her şeyi kapsayabilmesi için öyle de olmak zorunda.

Orthopaedia’dan Bir Bölüm:

Kızıllık, saçın bir kusurudur ve kanın kırmızı kısmının diğer bölümlerden baskın olmasından kaynaklanır. Bilinçli kanama, bu konuda müthiş bir çözümdür ama bu yöntemde fazla ileri gitmemeye dikkat etmek gerekir.

Peter White

Kızıllar dikkat! Çirkinlik ve güzelliğe dair algının bu derecede değişmesi çok garip. Çoğu, hatta yarısından da fazlası sakat olan bir toplumun hala vücudu mükemmel bir güzelliğe eriştirmek için güçlü fikirleri var. Güzelliğe dair idealler gerçek insanlar, özellikle de sakatlar üzerinde hayli etkili.

18. yüzyılın sonlarında her sene çiçek hastalığı on binlerce insanın ölümüne sebep oldu. Hayatta kalanlar da çoklu sakatlıklarla yaşamlarına devam ettiler: görme bozuklukları, sağırlık ve korkunç cilt bozuklukları.

Lady Mary Wortley Montagu (‘Şehir Eclogları: Cumartesi; Çiçek’[1] şiirinden, seslendiriliyor)

Nasıl değiştim, eyvah, nasıl büyüdüm

Kendime dahi yabancı bir hortlağa dönüştüm

Peter White

Bu hastalıklarla yüzü değişen bir kadının, Lady Mary Wortley Montagu’nun sesini duyuyoruz. Kendisi 1715’te 26 yaşında çiçek hastalığına yakalanıyor. Bize de yüzünü gizlemek zorunda olmanın, ne gibi bir şey olduğuna dair bir fikir veriyor.

Lady Mary Montagu(Devam ediyor)[1]

Tenim nerede, nerede ışıltılı çiçekler?

Gelecek senelerin söz verilen mutluluğu bu mudur?

Tanrının insana en büyük bahşi,

Gençlik, artık benim için anlamsızdır

Gözyaşları içinde, arkadaşlarımla çevrili, uzanıyorum

Gün ışığında maskeliyim ve titriyorum

Peter White

Güzelliğin kaybına üzülmek, yalnızca insanın doğal bir kibri değil çünkü güzellik yalnızca ten düzeyinde değil. Çirkinlik, utanılacak bir şey.

Judith Hawley

İnsanlar genelde fiziksel çirkinliği, ahlaki çirkinliğin bir işareti olarak Kabul ediyorlardı. Nasıl göründüğünüz, ruhunuzun veya zihninizin nasıl olduğuyla ilgiliydi. Bu inanç, İncil’deki fiziksel çirkinliğe yol açan bir günaha, Kâine dair bir anlatıdan besleniyordu. Ve eğer, örneğin Alexander Pope gibi kambursanız, ahlaken yozlaşmış görülebiliyordunuz. Zaman zaman madden yaşamlarını standart araçlarla sürdüremeyenler dilencilere, suçlulara ve fahişelere dönüşüyorlardı.

Peter White

Güzellik ve çirkinliğe dair ahlaki atfın derin kökleri var. Shakespeare’in, dışarıdan fark edilebilir eğri bir omurun içe dönük bir zihnin işareti olduğu “3. Richard” trajedisinde de görebiliriz. Dünyanın daha bilimsel bir gözle algılanmasıyla, insan bedeniyle daha rasyonel bir ilişki kurulabileceğini düşünebilirsiniz. Manchester Üniversitesi’nden Naomi Baker’e göre bu, tartışmalı bir konu.

Naomi Baker

17. yüzyıl ilerledikçe, mekanik bir doğa fikri ve bilim yükseldikçe, düzen ve sıradanlığa yönelik artan bir vurgu olduğunu görüyoruz. Ve bu artan bir şekilde sağlıklı ve güzel bir bedenle aynı şey olarak algılanıyor.

Peter White

Peki ya, sizce sakatlığa ya da çirkinliğe dair bu düşünceyi ne etkiliyor?

Naomi Baker

Bence bu ilginç çünkü toplumda bilime verilen değer arttıkça, sakatlığa yönelik toleransın artacağını, daha büyük anlayışın gelişeceğini varsayabilirdik; ama durumun, özellikle 18. yüzyılda  her zaman böyle olduğundan şüpheliyim. Nizama duyulan ihtiyaç ve düzenin yüceltilmesi, sıradışıları daha zor onaylanabilir hale getiriyor. Sakatları ve çirkinleri aşağılamak, açıkça gülmek  olağanlaşıyor.

Peter White

Yani dinle ilgili daha şüpheci olmak, insanları daha rasyonel ve hoşgörülü yapmıyor.

Naomi Baker

Bireysel düzeyde yaptığından eminim ama 18. yüzyılda, daha geniş toplumsal bağlamda, sakatlığa dair daha büyük bir hoşgörü bulunabileceğini sanmıyorum. Herhangi bir anormalliği olan, herhangi bir şekilde normdan sapmış olanlara yönelik açık bir alay ve aşağılama olduğunu sanıyorum.

Popüler Bir Fizyonomi Rehberinden Bir Bölüm(1789, seslendiriliyor)

Ahlaken çirkin zihin durumları, kişilerin ifadelerini de çirkinleştirir. Ve eğer ısrarla tekrarlanırsa, çirkinliğin kalıcı özelliklerinin ortaya çıkmasına sebep olurlar.

Peter White

Bu, 1789’dan çok satan bir popüler fizyonomi rehberinden. 18. yüzyılda, bir sokakta karşılaşabileceğiniz yüz ve vücut çeşitliliği muhteşem olmalı, çeşitlilik arayanları hayli tatmin edecektir. Bir taraftan da bu karşılaşmalar, tehlikeli olarak Kabul ediliyor olabilir.

Kent Üniversitesi’nden Julie Anderson

Pekala. Bu korku, annelik ifadesi (maternal impression) olarak biliniyordu. Eğer bir kadın sakat birini görürse, bu sakatlık onun bilincinden, zihninden gelişmekte olan fetüse geçecek, fetüs bu görüntüyü yansıtacak ve çocuk bu sakatlıkla doğacak.

Peter White

Yani gerçekten bunun eski tipte bir masal değil ama bilim insanlarının da desteklediği tıbbi bir teori olduğunu mu söylüyorsunuz?

Julie Anderson

Kesinlikle. Annelik ifadesini anlatan ve örnekler veren sayısız tıp dergisi var. Örneğin, kadınlar kör bir adam görüyorlar ve çocukları kör doğuyor.

Peter White

Ama tabii bu anekdotlarla, insanların gerçekten bunları yaşamış olmaları arasında bir fark var. Sizi doğru anlıyorsam, insanların, gördükleri şeyin DNA’larına işlediğini düşündüklerini mi söylüyorsunuz?

Julie Anderson

Kesinlikle. Kadınların anatomi müzelerine gitmeleri, sıradışı bedenlere bakmaları, gördüklerinin gelişmekte olan fetüse geçebileceğinden, doktorlar ve bilim adamları tarafından yasaklanmıştı.

Peter White

Yani sakatlık korkusu, yalnızca bir önyargı değildi; dönemin tıbbi bilgisinden besleniyordu.

Julie Anderson

Bir kadının hamile olduğunu bilmek de çok zordu, doğurganlık dönemine girmiş tüm kadınlar hamile olduklarını uzunca bir süre fark etmeyebilirlerdi. Bugün kadınlar hamile olduklarını çok erken öğrenebiliyorlar ama o gün durum böyle değildi. Dolayısıyla, kadınların daima gördükleriyle ilgili bir risk altında oldukları inancı vardı.

Peter White

Yani çocuk doğurabilecek bir yaştaysanız, daima bunun bilinciyle hareket etmeniz gerekiyordu.

Julie Anderson

Kesinlikle, kendinize çok dikkat etmeliydiniz.

Peter White

Bunun, sakatlara karşı bir korkuyu tetiklediğini söyleyebilir miyiz? Yani çok spesifik bir örnek verdiniz ve bunun insanların tavırlarında etkiler göstermesi beklenebilir.

Julie Anderson

Kesinlikle. Dahası, sakatlar da kendi durumlarını açıklamak için bu açıklamaları kullandılar. Örneğin, Joseph Merrick,        Ünlü bir fil adam olarak bilinir, kendi sakatlığını annesinin ona hamileyken sokakta bir fil tarafından korkutulmasına bağlıyor ve bu yüzden öyle göründüğüne inanıyor.

Joseph Merrick(seslendiriliyor)

Annem sokakta yürürken, bir hayvanlar geçidi varmış. Onları görmeye çok büyük bir kalabalık gelmiş. Birden kalabalık, annemi hayvanların ayakları altına itecek gibi olmuş ve çok korkmuş. Annem hamileymiş ve benim böyle görünmemin sebebi de budur.

Peter White

Kadınlar bu konuda hassaslar çünkü kendi bedenleri de bir çeşit kaosun içinde.

Judith Hawley

İnsanlar güzel ve sağlıklı bedenlerden bahsettiklerinde, aslında sözü edilen her zaman erkek bedenidir. Kadın bedeni anormaldir. Tıp bilimi içinde Aristoteles’e kadar geriye giden, kadınların erkek olmadığı doğru(eril) organlar yerine, endişe verici başka bazı organları bulunduğu, yani erkek olmadığı için çirkin olduğu inancı vardı. Örneğin, rahmin 18. yüzyıla kadar diğer organlara çarpıp sorunlara neden olduğu, kadınları histerik hale getirdiği, bayılma nöbetlerine sebep olduğu düşünülüyordu.

Peter White

Bir derecede bu 19. yüzyılda da devam ediyor değil mi? buharlarını alıp hayattan elini ayağını çeken, bir kanepede uzanarak hayatına devam eden birtakım insanlar…

Judith Hawley

Evet, kadınlar tamamen aktif bir hayatla başa çıkamıyorlar ve erkeklerin dışarıya çıkıp bütün bu işleri onların yerine yapması gerekiyor. Böylece kadınlar da bir bakıma hasta, sakat veya deforme olmuş olarak Kabul ediliyorlar.

Peter White

Peki ya bu genel bir Kabul mü? Yani 18. yüzyılda tıbben Kabul görmüş…

Judith Hawley

Çok yaygın bir görüş bu. Kilise yazınlarında, tıbbi belgelerde, bunları rahatça bulabilirsiniz. Bu inanç, ansiklopedilerde, popüler kültürün içine işlemiş durumda. Toplumun en üst kademesinden, en alt kademesine kadar işlemiş durumda. Kadınları, doğurganlıkları ve güzellikleri için övgülere boğabilirsiniz ama yine de anormaller çünkü erkek değiller.

1788’den tıbbi bir reklam(seslendiriliyor)

Sleath’s İmprovements, hanımların sırtları ve gerdanları için. tamamen çelikten. Zevkli, temiz ve dayanıklı. Çelik bedenin kusurlu bölgelerini düzeltir, geliştirir; kusurlu biçimleri gizler.

Peter White

Bu, 1788'ten, harika bir gazete reklamından. Gerçek ya da kurgu, çok fazla sakatlıktan kazanılacak çok para vardı. Evet zamanla pek bir şey değişmemiş. Günün mucitleri piyasayı tespit etmekte hızlıydılar.

Tıbbi reklam(devam ediyor)

J. Sleath, halka var olan çelik parçalarla bir kafes oluşturduğunu ve şimdiye kadar icat edilenlerden daha üstün olduğunu bildirir. Şişmiş bacaklar için çoraplar, diz ve bilek zayıflıkları için destekler, eğri ve zayıf uzuvlar için cihazlar. Artık sağlıklı bacaklara kavuşabilirsiniz! Hafif ve esnek doğal görünümlü yapay uzuvlar.        N.B. yapay gözler!

Peter White

Bu harika icatların hiçbiri, zavallı Lady Mary Wortley Montagu'nun çiçek bozuğu yüzüne fayda etmezdi. Ancak, onun insanları asla yarı yolda bırakmayan, çelik araçlardan daha somut olmayan ancak aynı derecede güçlü bir varlığı vardı; sınıf.

Judith Hawley

Lady Mary, güzelliği için övülmeye ve çiçek hastalığından sonra bile pürüzsüz ve parlak bir tenle çizilmeye devam etti. Ve sınıfından dolayı, bir aristokrattı, erkekler üzerinde hala güç kullanabiliyordu.

Peter White

Yani sınıf faktörü, bir ölçüde güzelliğin kaybını telafi edebildi.

Judith Hawley

Evet. Eğer paranız, varlığınız ve statünüz varsa, bu tüm tip fiziksel sorunların üstesinden gelebilir.

Peter White

Yani sınıfın, sakatlığı bir ölçüde telafi ettiğini söyleyebilir miyiz?

Judith Hawley

Evet, hayatınızı kazanamıyorsanız, insanlar size saygı göstermiyorsa, sakatlık sizi alt sınıfa çeker ama eğer varlıklıysanız, tıbbi bakım alabilir, hizmetçiler edinebilirsiniz, zorluklarla başa çıkmanızı sağlayacak cihazlar satın alabilirsiniz. Yani sınıf, çok önemli bir etkendir.

Peter White

Lady Mary Montagu, Türkiye’ye seyahat etti, İtalya’da bir aşk macerası yaşadı, bakanın kayınvalidesi oldu ve çiçek aşısına öncülük etti; kısacası, renkli bir hayat yaşadı. Yarın şaşırtıcı bir sakatlık hikayesiyle buradayız. 18. yüzyılda milletvekilliği yapan William Hay omur eğriliğiyle doğdu. Bize, sokaktaki ve parlamentodaki günlük hayatı anlatacak ve sakatlığıyla ilgili beklenmeyen şekilde pozitif ve mizahi bir anlatı sunacak.

 

Notlar

[1] Eclog, klasik anlamda pastoral şiir anlamına gelirken; kent eclogları ise, klasik eclogların taklit yoluyla parodileştirilmesidir. Lady Mary, kendi şiirlerinde güzel saraylı çevresiyle kırsaldaki masum insanları özdeşleştirir. “Cumartesi” şiir derlemesindeki kapanış bölümüdür ve geleneğe göre ölenleri anmak üzere kaleme alınır. Bu sefer ise Lady Mary, çiçek hastalığıyla zedelenen güzelliğinin kaybı üzerine yazmaktadır.

 


Sesli Dinle

Yorumlar

Yorum mevcut değil.