Yazılarda Ara

Körlük, Toplum Bizim Karşımızda Mı?

Toplam Okunma: 77

Ulusal Körler Federasyonu Eski Başkanı Kenneth Jernigan’ın, yıllık NFB genel kurulunda yaptığı konuşması:

 

Chicago, 3 Temmuz 1975

 

Turuncu gagalı martı, gölgemden korkup yanımdan kaçtığında, yukarı bakıyorum ve suyun üzerinde gülen güneşi görüyorum.

Anneler ve babalar disiplin için bağırıp çocuklarına vurduklarında, yukarı bakıyorum ve güneşin, geçici bulutları çocuğun yüzünü saklamak için cezbettiğini görüyorum.

Köpeği olmayan kör adam eve gidiş yolunu kaybettiğinde, güneş batarken onun tek başına gittiği yolu düzelten yabancıyı görüyorum.

Merak ediyorum: Kuşların korkmadığı, küçük çocukların ağlamadığı ve körlerin gördüğü bir ülke var mı?

Güneşin martılara gülmediği, çocuklardan saklanmadığı ve kör adamın yalnızken gitmediği bir yer.

Kaliforniya'daki bir kahvehanenin duvarında görünen bu şiir, insanlığın hem en iyi hem de en kötü özelliklerini dikkate değer ölçüde (sadece küçük evrende olsa bile) tasvir ediyor: Şefkat, bağnazlık, duyarlılık, duygusuzluk, endişe, kibir, algısal farkındalık ve tamamen anlayış eksikliği. Bu, Kuşkusuz körlüğe gelince, en karanlık orta çağlara dair her yanlış anlamayı örneklemektedir. Kör adam (köpeksiz ya da başka türlü) diğerlerinden daha yalnız; - güneşin kendisinin bile kör adamın içinde bulunduğu zor durumdan kaçması gerekecek kadar kötü olduğunda, yas tutulması gereken körlük değil, sosyal tutumlar ve kültürel mirastır – yıkılmış ruhun ve parçalanmış gönlün esas nedenleri. İkinci sınıf statü ve derin umutsuzluk, görme eksikliğinden değil, fırsat eksikliğinden, kabul edilememekten, yasalar altında eşit muamele görmemekten ve (her şeyden önce) anlayış eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

Kahvehane şairi sadece körlükten bahsetmekle kalmıyor, aynı zamanda (şüphesiz bilmeden) örgütlenme nedenimizden de bahsediyor; çünkü karşılaştığımız temel sorun körlüğün kendisiyse (fiziksel görme kaybı ve onun sözde içsel sınırlamaları) toplu eylemin işlevi çok azdır. Şiirin ifade ettiği gibi, tek çözüm, "kuşların korkmadığı, küçük çocukların ağlamadığı ve körlerin gördüğü bir ülke" ise, toparlanıp konuyu uzmanlara bıraksak iyi olur. Ve bu bile, gerçek bir çözüm olmayacak; çünkü (mevcut bilgi ve öngörülebilir teknoloji ile) bugün kör olan çoğumuz bu şekilde kalacağız, hepsi o kadar. Eğer gerçekten bunun yolu buysa, doktordan, vaizden ve psikiyatristten elimizden geldiğince teselli bulalım, kararlılığımızı gösterelim ve bunu tek başımıza yapalım; benzer dertleri olanların, (en iyi ihtimalle) bize sadece ne olmadığımızı ve asla ne olamayacağımızı hatırlatanların  arkadaşlığını aramadan...

Ama elbette, bunun yolu bu değil, asla olmadı. İçimizdeki her şey, onu reddeder. Tüm deneyimlerimiz bunu reddediyor. Eğitim ve fırsatla, görenle mutlak eşitlik koşullarında rekabet edebileceğimizi biliyoruz ve ayrıca görenlerin (eğitim ve doğru bilgi ile) bizi olduğumuz gibi (sıradan insanlar, ne özellikle kutsanmış ne de özellikle lanetli) kabul edebileceğini de biliyoruz, kendi yolumuzu çizip kendi hesabımızı ödeyebiliriz.

Ulusal Körler Federasyonu, bu sebeple ortaya çıktı. 1940 yılında, yedi eyaletteki küçük bir kör insan grubu, harekete başlamak için Pensilvanya Wilkes-Barre'de bir araya geldi. Başlangıçta çoğunlukla inanç ve hayaller vardı ama bu bir nesil önceydi. Bugün (50.000'den fazla üyemizle), her eyalette ve Columbia bölgesinin  yerel bölümlerinde ulusal çapta bir mücadele veriyoruz. İvme kazanan bir hızla ihtiyaçlarımızın, potansiyelimizin ve kimliğimizin farkına vardık. Görenlerin sayısı da arttı ve şimdi bizimle birlikte yürüyorlar ancak halkın büyük bir kitlesi, medyanın çoğunluğu ve sosyal hizmet kuruluşlarının büyük bir bölümü hala Federasyon öncesi terimlerle düşünüyor.

Derinlerde (içgüdüsel düzeyde) bizi aşağılık, beceriksiz, neşe ve üzüntü dolu bir günlük yaşam sürdüremeyen ve ister istemez onlardan daha az şanslı olarak görüyorlar. Geçmişte kendimizi başkalarının bizi gördüğü gibi görme eğilimindeydik. Sınırlarımızla ilgili kamuoyunun görüşünü kabul ettik ve bu nedenle, bu sınırlamaları gerçeğe dönüştürmek için çok şey yaptık. Ama artık değil! O gün sona erdi.

Bizim sorunumuz çoğu insanın hayal ettiğinden o kadar farklı ki, bu sorunun varlığını anlamak onlar için bile zor. Bizim sorunumuz  körlük değil; sempati, iyi niyet veya yaygın yardım ve nezaketten yoksun olmamız da değil. Bunu çokça gördük - aslında oldukça fazla. Aksine, biz (günümüz deyimiyle) bir azınlık olarak algılanmadık. Yine de biz tam olarak buyuz - terimin ima ettiği her şeyle birlikte bir azınlık...

Abartıyor muyum? 1972 yazında Ulusal Körler Federasyonu Chicago'da kongresini yapmıştı. Yerel bir televizyon kanalı, haber yapması için siyah bir muhabir gönderdi. Muhabir, doğrudan sergi salonuna gitti ve filminin çoğunu çeşitli mekanik yardımcılar ve aletleri fotoğraflamak için kullandı. Hikayesini tamamlamak için bana geldi ve hepsinin değeri ve faydası hakkında yorum yapmamı istedi.

Ona, eğer NAACP veya Urban League'in ulusal bir toplantısında olsaydı ve bir muhabir gelip ayakkabı parlatma ve karpuz yeme yarışmasını fotoğraflamak için orada olduğunu söyleseydi, nasıl hissedeceğini sorarak dolaylı bir şekilde yanıt verdim. Bundan hoşlanmayacağını söyledi.

ÇN: NAACP (Siyahi İnsanların ilerlemesi için ulusal birlik) onların siyasi, sosyal, ekonomik ve eğitim ile ilgili eşitlik haklarını garanti eden oluşum.

ÇN 2: Urban League, New York'ta Afrika kökenli Amerikalılar için sosyal ve ekonomik adaleti savunmak, bütün Amerika'da ise ırkçılığa karşı durmak için kurulmuş tarafsız, önemli bir sivil haklar organizasyonu.

"Pekala" dedim. "Diyelim ki muhabir başka bir yol izledi. Tüm zamanını ve filmini, bu grubu en başta bir araya getiren asıl problemleri göz ardı ederek toplantının bir yan çıktısı olarak tesadüfen sergilenen bir alet ve cihaz gösterimine harcamak istedi. Bundan da hoşlanmayacağını söyledi. Aslında, ayakkabı parlatma ve karpuzla ilgili soru kolayca kötülenebilirdi; diğer yaklaşım da bir o kadar kötüyken, çok daha az görünürdü ve bu nedenle muhtemelen daha yıkıcıydı.

Daha sonra ona toplantılarımızdan birine gelen bir muhabirden bahsettim. "Bowling yapan körlerin ve köpekleri olan bazı üyelerin fotoğraflarını çekmek istiyorum" demişti. Bu muhabire; işverenlerin çalışmamıza izin vermemesini, havayollarının uçağa binmemize izin vermemesini, otellerin kalmamıza izin vermemesini, toplumun dahil olmamıza / içeri girmemize izin vermemesini ve sosyal hizmet kurumlarının dışarı çıkmamıza izin vermemesini tartışmak için orada bulunurken, böyle bir hikayenin bir çarpıtma olacağını açıklamaya çalıştım. Bunu anlattığım için mutlu olduğunu, çok yardımcı ve aydınlatıcı olduğunu söyledi. Sonra ekledi, "Şimdi köpekleri ve bowling oyuncularını görebilir miyim? Acelem var."

Bu hikayeyi anlattığımda, siyah muhabir açıkça rahatsızdı. Gerçekten anlamış gibi görünüyordu ama yine de sergileri ve aletleri öne çıkarmayı isteyip istemediğini sorduğumda, ayak diredi. "Birincisi," dedi, "filmimin tamamını zaten kullandım. İkinci olarak, editörüm bana bunu yapmamı söyledi, bu yüzden her şey olması gerektiği gibi." Televizyon kapsamı, programa göre ortaya çıkmıştı - olağan görüntü, olağan çarpıtma. Bowling, köpekler, bastonlar ya da sergilerde yanlış bir şey yok ama kötü bir manzaraydı.

Bir yıl sonra (Haziran 1973'te) bu kez farklı bir nedenle körler tekrar Chicago'daydı. Körler ve Görme Engellilere Hizmet Eden Ajanslar için Ulusal Akreditasyon Konseyi (NAC) toplanıyordu ve körler gösteri ve grev yapıyordu. 1960'ların ortalarında Amerikan Körler Vakfı tarafından kurulan NAC, uzun ve acı veren geleneğimizdeki iğrenç ve itici her şeyi, hükümet ve özel sosyal hizmet kurumları tarafından benimsenen gözetimciliği, vesayet statüsünü, yerleşik çıkarları, sindirmeyi, dışlamayı ve ikinci sınıf vatandaşlığı, (hala olduğu gibi) sembolize ediyordu. NAC'nin Yönetim Kurulu'nda temsil edilmeye yönelik girişimlerimiz, yuvarlak konuşmalar ve yapmacıklık, Tom Amca'nın kendileri ve efendileri dışında kimseyi temsil etmemeleri, tehditler ve misillemeler ile yanıtlandı. Sonunda yorulduk ve bıraktık.

Bu yüzden (uyarı olmaksızın ve kendi tüzük ve politikalarını ihlal ederek) NAC, toplantısını Cleveland, Ohio'dan Chicago'da (inşaat ve tadilatın ortasında ücra bir motel) alarak bizden saklanmaya çalıştı. Onlarla yüzleşmeye geldik. Ve yalnızca birkaçımız değil, ulusun bütün körleri... Kısa bir bildiriydi  ve yapılması zordu ama biz yüzlerce kişi, ülkenin her yerinden geldik: Kaliforniya, New England, Güney eyaletleri ve Ortabatı.

Büyük önemi olan bir gündü. Tarihte ilk defa, bir halk olarak körler (sadece yerel bir grup veya belirli bir kesim değil), toplu eylem için sokaklara çıkmak üzere seferber olmuştu. Eyalet heyetleri, afişler ve tabelalar, Chicago şehir merkezinde yürüyüşler ve Civic Center Plaza'da bir miting vardı. Haber değeri var mıydı? Gazeteciliğin bildiği her ölçüte göre, cevabın “evet” olması gerekirdi.

Ama 21 Haziran 1973 Perşembe tarihli Chicago Tribune Gazetesi’nde gösterilerle ilgili tek bir satır bile yoktu. Tribune, bizi unutmuş değildi. Bilakis, körler hakkında sadece bir değil, iki hikaye vardı. Tarihte körler tarafından yapılan ilk ulusal gösteriden daha fazla haber değeri taşıyacak kadar önemli olan bu hikayeler nelerdi? Birinin başlığı "Meşgul kör adam çocuklara yardım etmek için zaman buluyor", diğeri ise "Kör ama şehir okulunda orkestrayı yönetiyor" başlığıydı.

Ne yorum ama! Bütün hepsi buydu. Körler özellikle müzikte yeteneklidir. Ayrıca onlar maruz ve mahrumdurlar. Bu nedenle, onlardan biri (sadece normal şeyi yapmak ve almak yerine) onu olumlu bir biçime dönüştürüp başkalarına (özellikle çocuklara) verdiğinde, insan ilgisi ve haber değeri vardır. Martin Luther King, Chicago'daki ilk siyah gösterileri yönetiyor olsaydı ve gazeteler bunu görmezden gelseydi - bunun yerine "Meşgul siyah adam çocuklara yardım etmek için zaman buluyor" ve "Siyah ama orkestrayı şehir okulunda yönetiyor" diye yazsalar ne olurdu? Sanırım ne olacağını biliyorsunuz, ben de öyle. Çok büyük boyutlarda bir sansasyon olurdu. Ama aktardığım olaylar neredeyse rutin bir mesele olarak, bir farkındalık veya dalgalanma olmadan geçip gitti.

Söylediklerime perspektif içinde bakılmalıdır. Tribune yazarları ve Chicago basınının diğer üyeleri bizi aşağılamaya veya bize karşı komplo kurmaya çalışmıyorlardı. Geleneğin onlara yazmayı öğrettiği şeyi yazarak, gördükleri gibi adlandırıyorlardı. Toplumun başka herhangi bir kesimi gibi şüphesiz onlar da dürüst ve iyi niyetli insanlardı (ve öyleler). Bu bir ahlak ya da dürtü değil, anlayış meselesiydi. Her şey, onların körlük hakkındaki düşünceleriyle bağlantılıydı. Acıma, telafi edici yetenekler, müzikal yetenek, ilham, zorluklara karşı cesaret, karanlık dünya, yürek parçalayan trajedi - bunları onlar (ve hatta editörleri) sıradan, insanın ilgisini çeken, lafı bile edilmeyen şeyler olarak anlayabilir. Ama bir azınlık olarak körler? Ayrımcılık? Yürüyüşler? Sosyal hizmet kurumlarıyla yüzleşme, körlere yardım etmeye çalışan insanlar? Anlamsız! Muhabirler, bunu anlayamadı ve (en azından duygusal düzeyde) inanmadılar. Peki, bunu nasıl yazabilirler? Ve yapsalar bile, editörleri bunu nasıl onaylayabilir veya halk nasıl benimseyebilir? Unutun gitsin. Bunu düşünmeyin. Bir yana bırakın.

Tabii ki, basının tutumları daha geniş bir toplumun temsilcisi ve durum kesinlikle benzersiz değil. Tam 50 yıl önce siyahlara böyle davranılıyordu. Bir araya toplanmışlar ve tek bir karikatür olarak görülmüşlerdi - iyi huylu, sorumsuz, ritmik, değişken ve sahtekâr - ikinci sınıf bir karikatür. Siyah bir insana, sahnede ya da filmlerde hiçbir zaman düzgün bir rolde yer verilmedi, sadece ayak sürüyen, neşeli bir aptal olarak gösterildi. Bunlar; Amos ve Andy, Remus Amca ve Jemima Teyze idi; ve sadece siyahlar değil, hepimiz anlamadaki başarısızlık, umursama kaygısının ve eyleme geçme cesaretinin olmaması nedeniyle, gelecek nesillerin yaralarını taşıyacağız.

ÇN: Amos ve Endy, 1928 yılına dayanan ve ilkin komedi içerikli radyo programı olarak yayımlanan yapımın iki siyah karakteridir. Bu karakterler genel olarak Afro-Amerikalı’lara yönelik  bilinen kalıp yargılarla örtüşmektedir. Yine de ırkın ötesine geçen birtakım evrensel olguları anlattığı da düşünülür. Sonraki 35 yıl içerisinde farklı formatlara ve televizyona uyarlanarak devam ettirilmiş, Amerikan halkı arasında oldukça popülerleşmiştir.

ÇN2: Uncle Remus / Remus Amca, Joel Chandler Harris tarafından yaratılan bir çocuk kitabı karakteridir. Afrika kökenli Amerikalıların halk hikayelerini anlatan bir anlatıcı karakter olarak kurgulanmıştır.

ÇN3: Aunt Jemima / Jemima Teyze, halk ozanları tarafından seslendirilen Yaşlı Jemima Teyze şarkısındaki kadındır. Beyaz "efendisinin" çocuklarına bakıp onları beslerken kendi çocuklarını ihmal eden sadık siyah "köle" kalıp yargısını temsil eder. Ayrıca uzun yıllar, bir Amerikan glikoz şurubu markasının da adını ve logosunu temsil etmiş, sonra marka ve logo değiştirilmiştir.

Elli yıl önce siyahlardı. Bugün körler. Ama örgütlüyüz ve hareket halindeyiz. Kavga veya karşılıklı meydan okuma istemiyoruz ama yapmamız gerekeni yapacağız. Artık ikinci sınıf vatandaş olmaya hevesli değiliz. Bize ayrımcılık olmadığını - körlerin azınlık olmadığını söylüyorlar. Ama kim olduğumuzu biliyoruz ve asla geri dönmeyeceğiz.

Yalnızca Chicago'yu seçtiğimi ve bunları anlattığımı düşünüyorsanız, New York'un da aşağı yukarı aynı olduğunu söyleyeyim. Temmuz 1973'te (Chicago'daki NAC gösterisinden sadece bir ay sonra), o zamana değin dünyanın herhangi bir yerinde toplanmamış en büyük kör insan grubu New York'ta buluştu. Neredeyse bir hafta boyunca umutlarımızı ve sorunlarımızı tartıştık - planladık ve hayal ettik. Bizden yaklaşık 2.000 kişi NAC karargahına yürüdü. Önemli miktarda yerel radyo ve televizyon yayını, birkaç tane de gazete muhabiri vardı. Ulusal olarak neredeyse hiç kıpırtı yoktu. Bunu, sadece biraz önceki gibi açıklayabilirim.

Bu bir komplo ya da kasıtlı olarak küçültme değildi. Bazı yönlerden daha kötüydü çünkü bir birey, önyargı ve baskıdan utandırılabilir ancak bu, yardımseverlik ve nezaketten nadiren olur. Anlamadılar; buna inanmadılar; ve (her şeyden önce) nasıl yazacaklarını bilmiyorlardı. Görüntüye ve yerleşmiş fikre uymuyordu.

Bir zamanlar Ulusal Körler Federasyonu'nun yerel bir öğrenci bölümü, körlükten bahseden reklamları analiz etmeyi üstlendi. İnsanların sigarayı bırakmalarına yardımcı olacak bir reklam dikkatlerini çekti ve aşağıdaki yazışmalarla sonuçlandı:

 

CAMPANA ŞİRKETİ

Purex Corporation Limited Batavia, Illinois Bölümü

SAYIN Bayım: Nisan toplantımızda, İnsanların Sigarayı Bırakmasına Yardım Etmek için Üniversite Planınızdan bir reklamın bir kısmını okuduk. Metin kısmen şöyle diyor: "Gözleriniz kapalı olarak sigara içmeyi deneyin ve sigara içmenin ne kadarının görsel olduğunu görün. Kör insanlar nadiren sigara içiyor, sadece yangın tehlikesi nedeniyle değil, sigara içmenin bu görsel yönlerinden etkilenmedikleri için." Kör insanlar, gören arkadaşları kadar ve sık sık sigara içtikleri için hem kör hem de görenler,  yangın tehlikesi konusunda birbirlerine benzer şekilde, çok az bilinçli endişeye sahip  olduklarından, BANTRON reklamınızı hem yanlış hem de rahatsız edici bulduk.

BANTRON ile ilgili bilgilerinizi yeniden okumanızı ve düzeltilebilmesi için körlük hakkındaki yanlış kanıları görmenizi umuyoruz.

Çok teşekkür ederiz.

 

Kibar bir mektup - mantıksız, kavgacı veya suçlamalarla dolu değil. Cevap, yüksek sesle ve net bir şekilde geri geldi - belki de yazarının amaçladığından veya fark ettiğinden daha fazlasını söylüyordu:

 

29 Nisan tarihli mektubunuz için teşekkür ederim. Görme engelli insanların sigara içmemesine dair kapsamlı genellemeler hakkındaki yorumlarınız çok iyi karşılandı ve gerçekten de Bantron paket talimatlarını incelememe neden oldu. Henüz sigara içen kör bir kişiyi tanımamış olsam da, (a) bu konuda buradaki herkesten daha uzmansınız ve (b) ateşten korkan kör insanlar gibi herhangi bir genelleme, solak insanlar beceriksizdir, siyahlar tembeldir, İtalyanlar gangsterdir, Yahudiler kurnazdır, Almanlar savaşçıdır ya da Iowalı’lar mısır yetiştiricileridir, doğaları gereği savunulamaz ve yanlıştır.

Ne yazık ki, Bantron yüksek hacimli bir ürün değildir ve paket talimatlarının bir sonraki yeniden tasarımı ve yeni talimatların dağıtıma ulaşması biraz zaman alabilir. Aslında, önerilerinizin somut meyvelerini vermesi yıllar alabilir. Ancak bunlar dikkate alındı ve zamanı geldiğinde hareket edilecektir.

Sıradan bir cevap (neredeyse laubali denebilir). Reklamdaki körlük hakkındaki ifadelerin muhtemelen yanlış olduğu ve ofisteki hiç kimsenin konuyla ilgili gerçek bir bilgiye sahip olmadığı ya da bu nedenle herhangi bir şekilde veya başka bir şekilde sahip olmayı umursamadığı oldukça basit bir kabul. Hayatların zarar görmüş olabileceği veya fırsatların kaybedilmiş olabileceğinin kabulü yok. Yalnızca, "... önerilerinizin somut meyvelerini vermesi yıllar alabilir. Ancak, bunlar dikkate alındı ve zamanı geldiğinde hareket edilecektir." Ne duyarsızlık! Ne küçümseme! Ne küstahlık!

Ulusal Körler Federasyonu'nun mutlak gerekliliğinin ne çürütülemez bir kanıtı! Yine de bize ayrımcılık olmadığını, azınlık olmadığımızı söylüyorlar. Ama kim olduğumuzu biliyoruz ve asla geri dönmeyeceğiz.

Sadece reklam yazarları ve çalışan basınla değil, aynı zamanda Bay Magoo - sevimli Bay Magoo ile de mücadele etmeliyiz. Magoo, her şeyi eline yüzüne bulaştıran, bir dizi gaf ile pot kıran neredeyse tamamen kör bir adam. Telefon direklerine doğru yürüyüp, çarpınca onlardan özür diliyor çünkü onların insan olduğunu düşünüyor, yangın musluklarının başını okşayıp onlarla çocuklar gibi konuşuyor, harabe ve felaketin eşiğinde  yarı tamamlanmış gökdelenlere doğru yürüyor. Eğlenceli çünkü göremiyor ve böyle aptalca beceriksizlikler yapıyor. Buna  Aldırmayın, körlük böyle değil. Dünyadaki hiçbir kör kişi, telefon direğine çarpıp bunun bir insan olduğuna inanacak kadar beceriksiz veya aptal değil, bir yangın musluğunun tepesini bir çocuğun başı gibi düşünmez veya açık bir binanın kirişlerine doğru yürümez. Kalıp yargıyı besliyor, bu yüzden şamatalı biçimde komik.

ÇN: Mr. Magoo / Bay Magoo, ilk olarak 1949'da Disney Animasyon stüdyolarında oluşturulmuş bir çizgi film karakteridir. Konuşmacının yukarıda da bahsettiği gibi, miyop nedeniyle birtakım sakarlık/beceriksizlikler üzerinden komik anların yaratıldığı kurgulardır. 1997 yılında animasyon olarak değil gerçek karakterlerle filmi de çekilmiş, hatta NFB / Ulusal Körler Federasyonu bu filmin çıkışını protesto etmiştir.

Ama bunun kör insanlara - kamusal imajımıza ve özel hayatlarımıza tesiri nedir ? Birkaç hafta önce Indianapolis'teki kör bir kadından bir telefon aldım. "Geçen gün kendisi de kör olan bir arkadaşımın evindeydim ve dört yaşındaki oğlu televizyonda Bay Magoo'yu izliyordu. Kırgınlık ve şaşkınlık içinde  annesine döndü ve dedi ki, " Anne, neden seninle dalga geçiyorlar?" Arayan kişi, aynı hafta daha sonra sokakta yürürken küçük bir çocuğun ona tükürdüğünü ve "Sen yaşlı Bay Magoo'sun" dediğini söyledi. İki olay bir araya gelince o kadar sarsılmıştı ki, Federasyonun bu konuda ne yapabileceğini sormak için aramıştı.

Tabii ki, bu olumsuz davranış küçük çocuklarda ve hatta genel olarak toplumda şaşırtıcı değil; ama elbette sosyal hizmet kurumlarından, bize yardım etmek için kurulmuş ve bilgili olduğu varsayılan kişilerden daha iyisini bekleme hakkına sahibiz. Yine de, Seattle'da kendisini Görme Engelliler için Toplum Hizmetleri (son derece saygı duyulan ve United Way tarafından onaylanmış) olarak adlandıran bir ekip, bu baharda Bay Magoo'yu halkla ilişkiler ve finansmanın ana odağı yapmaya karar verdi. Washington'a bağlı üye liderlerimiz protesto ettiler ancak işe yaramadı. Toplum Hizmetleri kurulundaki kör bir adam (Tom Amcalar gerçekten acınası; ve böylesi insanlar için kotamız dolu) bunun komik ve hatta yapıcı olduğunu düşünüyordu. Ancak kurulun gören başkanı her şeyi bir perspektife oturttu:

Reklam mesajı [üyelerimizden birine yazdığı bir mektupta] özellikle körlerden sorumlu olan kişilere yöneliktir - körlerin kendisine değil. Kör kişinin kendisini mutlaka Bay Magoo ile özdeşleştirme eğiliminde olacağını düşünmüyoruz; aslında, çoğu kişi onun kim olduğunu bile bilmiyor olabilir ... Bay Magoo'nun zayıf görme yetisine sahip olmasının olumsuz bir yönü varsa, tümüyle daha etkili olmasıdır; tıpkı, kas gelişimi bozukluğu posterinde kötürüm bir çocuğun gösterilmesinin normal bir çocuğun gösterimine göre daha etkili olması gibi. (Bütünleyici vurgu).

Ne lanet bir kendini suçlama! Bir devrin sonu ve bir sistemin ölümü üzerine ne kadar ironik bir yorum. Yine de bize ayrımcılık olmadığını - körlerin azınlık olmadığını söylüyorlar. Ama kim olduğumuzu biliyoruz ve asla geri dönmeyeceğiz.

Halkın anlayışının resmini tamamlamak için, aşağıdaki yakın tarihli örneklerin üzerinde düşünün: Bir adam birkaç ay önce bana Colorado Springs'teki her kör insan için bir kedi veya köpek almak istediğini yazdı. "Beyaz bir baston ve bir köpek yavrusu ile küçük bir kör çocuk gördüm," dedi. Çok mutlu görünüyordu. Eğer yardımcı olacağını düşünüyorsanız Colorado Springs'teki her kör kişinin bir evcil hayvanı olduğunu görmekten memnun olurum. Kedi veya köpek."

California, Fresno'dan bir diş sağlığı öğrencisi bana şunları yazdı: "Görme engelli veya kör insanların diş bakımına ilişkin özel ihtiyaçları hakkında" Bir araştırma makalesi üzerinde çalışıyorum." (1) diş prosedürünün onlara uyum sağlamak için nasıl değiştirilmesi gerektiği ve (2) bu hastaların özel diş sorunları"nı belirlemeyi arzu ediyorum.

Yakınlarda kör bir kadın, safra kesesi ameliyatı için hastaneye kaldırıldı. Yatağının ayak ucundaki bir banda büyük harflerle: "Hasta kör ama kendi kendine yeter" yazılmıştı. Her şey, "ama" kelimesiyle şarta bağlanıyor. Ben mi kılı kırk yarıyorum? Pek sayılmaz. Hemen göze çarpmayan / güç algılanan bir şey mi? Çok değil.

Bir ceza ve sosyal reform uzmanı, kendi görüşüne göre, körlerin (suçlarına bakılmaksızın) cezaevine konmaması gerektiğini söyledi. "Suçlarının ciddiyeti hapsedilmeyi hak ediyorsa," dedi, "özel bir şekilde ele alınmalıdır." Diğer bir deyişle, "Cezaevinde" bile ikinci sınıf olmalı ve ayrı tutulmalıyız.

Tıbbi transkripsiyon öğretimi üzerine bir kitabın yazarı, çalışmalarının Braille alfabesine aktarılmasını istedi. "Size yazdım," dedi, "çünkü bu konunun körler için öğretimini yıllarca izledim ve gereksiz bir şekilde acı verici ve uzun. Birinci sınıf transkriptler yapıyorlar ve öğrenme fırsatı için çok acıklı bir şekilde her zaman minnettar görünüyorlar."

ÇN: Tıbbi transkripsiyon, bir DNA diziliminden RNA'yı kopyalama işine verilen addır.

Dini bir örgüt, "Körler ile Temas Halindeki Gören Kişilere Nezaket İncelikleri" adlı bir kart dağıtır. Der ki:

Kör bir kişiyle tokalaşmak, gören bir kişiye gülümsemek gibidir. Öyleyse selamlaşırken ve kör tanıdıklarınızdan ayrılırken tokalaşın .... devirmeden  ve dengeli bir biçimde tutmak çok zor olduğundan, Kör bir kişiye verilen bir bardağı asla ağzına kadar doldurmayın. Bunun yerine ona yeniden doldurun .... Kör bir kişinin önünde kendisine sempati göstermeyin. Araba sürerken, kör kişinin ellerini arabanın kapısına çarpmamaya dikkat edin. Ayrıca kolunu veya elini arabanın dışına uzatmadığına da bakın .... Yaklaşan kör bir insanı size geçiş hakkı vermesi için asla zorlamayın, çünkü rotasından her sapmak zorunda kaldığında yönünü kaybeder. ; Başka bir deyişle, körler kendileri için plan yapamaz veya başaramaz. Bunu onlar için yapın, onlar için de düşünün. Ve onlara acımayın - en azından yüzlerine karşı değil. Her şekilde nazik ve kibar olun.

Laf arasında, bana bu kartı gönderen Federasyoncu şöyle dedi: "Bunu aşağılayıcı ve saldırgan buluyorum."

Mayo Clinic'teki bir doktor şöyle yazmış: "Kör olduğunu ve yardım edilemeyeceğini söylediğim için üzgünüm. Hayatını kolaylaştırmak için yapabileceğiniz her şey çok takdir edilecektir."

Bu Pennsylvania'dan gelmektedir: Bugün Çalışma Teftiş Dairesi Başkanlığı tarafından Sağlık, Eğitim ve Refah Bakanlığı'ndan çıkacak yeni can güvenliği önlemleri uyarınca, bina tamamen federal şartnamelere ve standartlara uygun değilse, kör bir kişinin üçten fazla konuğu olan bir pansiyonun ikinci katında yaşamasına izin vermenin mümkün olmayacağı konusunda bilgilendirildim.

Orlando Florida'da bulunan Southern College şöyle duyurmuştu, "Tüm öğrenciler için öğrenim ücreti temelde her üç ayda bir 417 $ olup .. Görme engelli öğrenciler için üç aylık ek 125 $ ücret bulunmaktadır."

1972'de, ünlü sendika köşe yazarı James Reston, Senatör Eagleton'ın Demokrat başkan yardımcısı adaylığından zorla çekilmesi hakkında şu yorumu yapmıştı: "Bu esasen Eagleton'ın değil ama   sistemin hatası. Bu sistem,  Yaşı ve sağlığı işlerinin verimli bir şekilde yürütülmesine engel olan insanlara karşı çok şefkatli…

Ciddi derecede hasta olan veya neredeyse kör olan Yargıtay yargıçlarına göz yumuyor."

Anahtar kelime (size söylememe gerek olmadığından emin olduğum gibi) eşitlik. Kör insanlar olarak sorunumuzun merkezinde "eşitlik" var. Görme engelli kişilerin Yüksek Mahkeme yargıçları olarak yetkin bir şekilde faaliyet gösteremeyecekleri (açık bir olağanlıkta, tartışmaya gerek duyulmadan) doğal karşılanmaktadır; aslında, olabileceklerini varsaymak bile saçma; ve böyle açık bir mantıksızlığa tahammül eden herhangi bir sistem, ancak şefkat temelinde açıklanabilir.

Merhamet, gerçekten! Merhamet genellikle yanlış konumlandırılır. Örneğin geçenlerde, işverenlerle kör iş başvurusu yapanların tanışmaları için bir öğle yemeği düzenledik ve East Moline, Illinois, Metal Ürünleri Şirketi gelmek için bir gerek görmedi.

Mektupları, "İçinde bulunduğumuz işin türü nedeniyle," diyordu, "zımba presleri, makaslar, frenler ve kaynakçıları içeren metal damgalama ve kaynaklamalarda körlere sunabileceğimiz herhangi bir iş türü olmadığını düşünüyoruz; tıpkı, sayımda veya paketleme türü işlerde olmadığı gibi."

İroni şu ki, öğle yemeğine katılanlardan biri (çocukluktan itibaren tamamen kör) her gün çelik kesme ve presleri çalıştırma işinde yer alıyor. Bunu 15 yıldır yapıyor ve fabrikanın en iyisi olarak kabul ediliyor.

1970'de Michigan'da Tom Munn (kör bir adam), tamirci pozisyonu için Eyalet Sivil Hizmeti sınavına girmişti. 96 puanla geçti ve adı sicile kaydedildi. Ona iş teklif edilmedi; diğerleri (daha düşük puanlı) işe alındı. 1972'de Sivil Hizmet Komisyonu engelliler için ayrı bir liste oluşturdu. Munn'un adı açık sicilden ayrı listeye aktarıldı ve puanı 96'dan 70'e düşürüldü - ki bu (performansına bakılmaksızın) tüm sözde "başarılı" gelecek kör başvuru sahiplerine verilecek nottu. Munn, performansının değerlendirilmesini istedi. Talep reddedildi. 1974'te (kendi başına hareket ederek) Yönetim ve Bütçe Departmanının Motorlu Taşımacılık Bölümü ile bir iş deneme değerlendirmesi yaptı. İşi zorluk çekmeden yaptı. Sonuçlar göz ardı edildi. 1975'te (sabrı sonunda tükendi) bir dava üzerine kafa yordu. Körler için Devlet dairesinin yetkilileri (kanunen kendisine yardım etmekle suçlanan kişiler) iddiaya göre onu sessiz kalmaya zorladılar. Tom Munn ve Ulusal Körler Federasyonu şimdi hem Eyalet ajansı hem de Sivil Hizmet Komisyonu aleyhinde federal mahkemelerde dava açtı. Yine de buna şefkat diyorlar ve yetersiz olduğumuzu söylüyorlar. Bize ayrımcılık olmadığını - körlerin azınlık olmadığını söylüyorlar. Ama kim olduğumuzu biliyoruz ve asla geri dönmeyeceğiz.

Elbette bunların tümü yeterlidir, ancak yalnızca örnekleyicidir. Southern Illinois Üniversitesi, körlerin flört ve çiftleşme seçim örüntülerini incelemeyi planlar; Minnesota Braille ve Görüşü Koruma Okulu seks eğitimi üzerine bir kurs düzenler, özel materyaller ve teknikler ister; ve National Enquirer, 11 Kasım 1973'te , “Körlüğün Cinsel İşlev Bozukluğuna  İlişkin  Bulgular" başlığıyla bir yazıda hepsini bir araya getirmiştir.

ÇN: National Enquirer 1926'da yayımlanmaya başlanan bir Amerikan tabloid gazetesidir.

Batı Alman bir araştırmacı, körlerin cinsel dürtülerinin ışığı göremedikleri için bozulduğunu söylemektedir. Düsseldorf'tan Dr. H.J. von Schumann, kör kadınlarda düzensiz adet döngüleri ve kör erkeklerde cinsel yetenek kaybının, ışığı görememeleri ile ilişkili göründüğünü keşfettiğini ifade etmiştir. Hipofiz bezi tarafından kontrol edilen ve hormon üreten sistemin, ürettiği seks hormonlarının yeterli seviyelerde tutulması için ışıkla uyarılmaya ihtiyacı var gibi gözüküyor.

Cehalet ve batıl inançlara karşı duygusuzlaştığım halde, bunlarla tam olarak ne yapacağımı bilmekte hala zorlanıyorum. Görenlerin bir kısmının (ilk elden deneyimden yoksun) buna inanmaya özenmesinden korktuğum için bu örneği size getirmekte bile isteksiz olduğumu itiraf ediyorum. Ilımlılık  talepleri ve yakışık alır  olma arzusu, kişisel laboratuvar performansıyla herhangi bir çürütme teşebbüsünü ortadan kaldırıyor gibi görünüyor ve günün gelenekleri ve yasaları, meseleyi perspektife oturtmak için kitlesel teşhirler düzenlemeyi tavsiye edilemez kılıyor. Sanırım yapabileceğim en iyi şey şudur: bizden Rastgele yüz kişiyi seçin ve onlardan rastgele yüz tanesinin yanına koyun; muhtemelen zamanını buna ayıran gönüllülerle kendimizi saygınlık ve zevkle temize çıkaracağımıza inanıyorum. Bilmek için  Bu arka plana sahip görenlere sorun.

Ne kasvetli bir resim! Köpeksiz ve yalnızız; sigara içmekten zevk alamayız; biz Bay Magoo'yuz; bize eşlik edecek evcil hayvanlara ihtiyacımız var; farklı diş ihtiyaçlarımız var; cezaevinde bile ayrı tutulmalıyız; acınmalıyız ama yüzümüze karşı değil; bir pansiyonun ikinci katında yaşayamayız; kolej harçlarımız daha yüksek; çeliği kesemeyiz veya presleri kullanamayız; Sivil Hizmette rekabet edemeyiz ancak ayrı bir liste ve 70 puanla yetinmeliyiz; ve nihayet, seks zevki için bile yetersiziz. Görünüşe göre geriye kalan tek şey toparlanıp gitmek; ve bu bile, Ocak 1974'te Atlantik'teki bir makalede, seçimle ölüm hakkı olarak ele alınmaktadır: Yazar, "göremeyeceği ve okuyamayacağı görme engeliyle sonuçlanan herhangi bir kaza veya hastalıktan kurtulmayı istemiyorum" diyor. Güzelliği olmayan bir dünya benim için bir dünya değildir. Özgürlüğün ve hareketin olmadığı bir hayat benim için hayat değildir. Yaş ve hastalık bunları elimden alırsa, ölümü seçerim."2

Peki tüm bunlar bizi nereye götürüyor? İlk olarak bize perspektif ihtiyacını gösteriyor;; çünkü dedikleri gibi, biz hiç bu kadar iyi olmamıştık. Dışlamalara ve inkarlara rağmen, şimdi her zamankinden daha iyiyiz. Bugün şartların on ya da yirmi yıl öncesine göre daha kötü olmasından değil, sadece biz onların daha çok farkındayız. Geçmişte onların varlığını bilemezdik, bilseydik bile, bu konuda hiçbir şey yapamazdık.

Bugün örgütlüyüz ve aktif olarak sahadayız. Ülkedeki ses, körlerin özgürlüğe yürüyüşüdür. Şarkı, bir sevinç şarkısı. Evet, ayrımcılık ve yanlış kanılar var; ama neşe ve umut da var. Eski ölüyor ve yeni yaklaşıyor.

Gören tüm insanların bize karşı iyi niyetleri olmadığı doğrudur, ancak çoğunun var. Birinci sınıf vatandaşlığa doğru ilerlemeye başladığımızda (özellikle haklarımız konusunda ısrar ettiğimiz için), kaçınılmaz olarak düşmanlığı kışkırtacağız; ama aynı zamanda anlayış ve saygı uyandıracağız.

Omuzlarımızdaki tatsız şeyler ve kalbimizdeki acı ile hareket edersek, kaybedeceğiz. Kendimiz için bundan daha fazla esnekliğe ve daha olumlu bir inanca sahip olmalıyız. Savaşmak için ve savaşmaktan kaçınmak için bir zaman vardır; ikna etme zamanı; yasal işlem yapma zamanı; konuşma yapma zamanı; öğretme zamanı; alçakgönüllü olma zamanı; Kendimizi; kibir, kendini kandırma ve başarısızlık gibi sahte mazeretlerin kökünü kazımak için inceleme zamanı; kör dostlarımızı rahatlatma zamanı; ve imkansız olasılıklara karşı cehennemin öfkesiyle kayıtsız ve uzlaşmaz bir şekilde durma zamanı. Her şeyden önce, kendimizi anlamalı ve kalplerimizde, hem görenler hem de kör dostlarımıza - ve evet, kendimiz için bile şefkat duymalıyız. Perspektif, sabır ve uzun görüşe sahip olmalıyız; ve fedakarlık yapma yeteneğine, isteğine ve beklemeyi reddetme cesaretine sahip olmalıyız.

Bizi esaret altında tutan bir sistemi yok etmeliyiz ama ruhumuzda o sisteme veya bu esarete karşı nefret duymamalıyız - çünkü acı düşmanlarımızı değil bizi yok edecektir. Sistemin bizi olduğumuz şey yapmada vazgeçilmez bir unsur olduğunu ve bu nedenle zincirlerinin (uygun olarak görülen) ortaya çıkan özgürlüğümüzün bir parçası olduğunu kabul etmeliyiz– nefret etmek  veya küçümsemek değil , modası geçmiş ve artık katlanılmaz olarak bir kenara koymalıyız.

İleriye baktığımızda, dünya bizim için kasvetten daha çok ümit taşıyor ve hepsinden iyisi gelecek kendi ellerimizde. Tarihte ilk kez kendi efendimiz olabilir, ne yapacaksak, hayatımızla yapabiliriz; ve görenler (kim olduğumuzu ve ne olduğumuzu öğrendikçe) emsaller ve ortaklar olarak bizimle çalışabilir, çalışacaktır. Başka bir deyişle, topluma tam üye olma yeteneğine sahibiz ve görenler bizi bu şekilde kabul edebilir ve çoğu zaman bunu istiyorlar.

Biz Tom Amcalar istemiyoruz - ihanet, özür dileyen, bahane bulan istemiyoruz; ama aynı zamanda hiçbir militan tahrikçi veya yalancı radikal de istemiyoruz. Her biri davamıza diğeri kadar zarar verecektir. Toplumda gerçek eşitliği kazanmalıyız, ancak bu süreçte kendimizi insanlıktan çıkarmamalıyız; medeniyetin kendisini oluşturan ve insanları hayvanlardan, yaşamı da varoluştan ayıran lütufları ve kolaylıkları, şefkatleri ve nezaketleri unutmamalıyız.

İnsanlar bizi nasıl isterlerse adlandırsınlar, güdülerimiz ve hareketimiz hakkında istediklerini söylesinler. Körler için birinci sınıf vatandaşlığa ve gerçek eşitliğe ulaşmanın tek bir yolu var. Bu, kolektif eylem ve uyumlu çaba ile yapılmalıdır; ve bu Ulusal Körler Federasyonu anlamına gelir. Başka yolu yoktur ve aksini söyleyenler ya bilgisizdir ya da gerçeklerle yüzleşmek istemiyorlardır. Bugün körlerin işlerinde en güçlü etki biziz ve sadece başlangıçtayız. Bir güç temelinden hareket etmeliyiz - evet; ama aynı zamanda iktidarın sorumluluklarını ve onunla savaşırken, savaş bittiğinde yaşamaya değer bir dünya inşa etmemiz gerektiği gerçeğini de kabul etmeliyiz. Kısacası, hem sevgiyi hem de sopayı kullanmalıyız ve bunu ne zaman yapacağımızı bilecek kadar mantıklı olmalıyız - uzun şefkat, kısa nefret; ve her şeyden önce, felsefemizi korkaklık, eylemsizlik ya da rasyonalizasyon için bir bahane olarak kullanmamak. Kim olduğumuzu ve ne yapmamız gerektiğini biliyoruz ve asla geri dönmeyeceğiz. Halk bize karşı değil. Bizim kararlılığımız bunu ilan ediyor; kazançlarımız bunu doğruluyor; insanlığımız bunu talep ediyor. Kardeşlerim, gelecek bizim. Gelin! Barikatlarda bana katılın ve bunu gerçekleştirelim.


Sesli Dinle

Yorumlar

Yorum mevcut değil.