Yazılarda Ara

KÖRE ÇAY YOK

Merhaba değerli okurlar. Uzun zamandır buradan sizlere seslenememiştim. Türkiye’ye kesin dönüşle birlikte, günlük hayat bana epeyce yazı malzemesi vermeye başladı ve işte yine buradayım. Mart ayı ortasında Anadolu Jet ile Trabzon’dan Bursa’ya uçtum kızımla birlikte. En ön sırada oturduk. Personel çok ilgiliydi. Braille güvenlik kitapçığı getirildi ve o kadar uçuş yapmış olmama rağmen, bu sefer ilk kez kabartma şema üzerinde uçağın acil çıkış kapılarının yeri gösterildi. Ayrıca, ilk defa can yeleğine dokunmam istendi ve nerelerden nasıl şişirilebileceği gösterildi. İkinci defa da oksijen maskesine dokundum. Kabin görevlilerinden birkaçı isimlerini de vererek kendilerini tanıştırdılar. İhtiyaç anında görevli çağırabilmem için tepedeki düğmeyi de dokunarak keşfetmemi sağladılar. Aman Allah’ım bu ne güzel, ne özenli bir servis. “Çocukla uçağa binemezsin” falan da diyen olmadı. İnanılmaz.

Biraz sonra, ikram zamanı başladı. Görevli bana tuzlu çöreği uzatırken zeytinli olduğunu söyledi, belki alerjim olabileceği için belirttiğini de ekledi. Kızıma istediğim kekin de kakaolu olduğunu belirtti. Sonra, su ve peçete de verip arka sıraya geçti. Daha önce hiç en önde oturmamıştım. O yüzden yiyecek ve içecek genelde biraz arayla gelirdi hep. Bu sefer de öyle diye düşünüp çöreğimi yemek için çayımı beklemeye başladım.

Arka sıradaki yolcuya  görevlinin, çaya şeker isteyip istemediğini sorduğunu duydum. Hemen dönüp, “Bana çay yok mu? Ben de çay alabilir miyim?” dedim. Görevli dönüp, “Siz kontrol edemezsiniz diye düşündüm. O yüzden size vermedim” demez mi? Olayı fazla büyütmeden, “Olur mu öyle şey! Siz verin, ben kontrol ederim” dedim. Servis yapılırken, kızım yan koltuklarda yatıyordu. Ayakları servis masasına doğruydu ve kıpır kıpırdı. Bunu da düşünerek çok fazla bir tepki vermedim ama bahse girmeye gerek yok, ben görmüyor olmasaydım böyle bir şey yapılmazdı elbette.

Uçaktan inişimde, bana eşlik etmeye bir görevli geldi. Bagajlara doğru yürürken, başka bir görevli gelip yanımdaki görevliye, “Ahmet abi, sen üst kata çıkacakmışsın. Blind’ı ben götürecekmişim” dedi. Blind İngilizcede kör demek. Ben de dönüp iki görevliye birden İngilizce olarak dedim ki, “Peki, ya bu kör İngilizce biliyor ve “blind” sözcüğünün anlamını biliyorsa?” Onlar beni anlayacak kadar İngilizce biliyor muydu bilmiyorum ama temel mesajı aldılar.

Bu yaşananlar sırasıyla; çocuk yerine konma ve nesneleştirilme. Yetişkin bir insanın çay içip içemeyeceğine, başka bir yetişkin karar veriyor. Neden? Çünkü yetişkin engelli olduğu için engelsiz olandan daha aşağı bir sosyal statüde. İkinci olayda da, görevli benden resmen bir kutu gibi bahsediyordu. Halbuki “yolcumuzu” veya “görme engelli yolcumuzu” kavramlarını veya çok genel olarak “hanımefendiyi” ifadesini kullanabilirdi. Ne gerek var değil mi? Zaten bu kör, ne anlasın İngilizceden. O yüzden, söylediklerin başka bir dilde olunca, istediğin kadar kaba olabilirsin değil mi?

İyisiyle, kötüsüyle bir uçak yolculuğu böyle tamamlandı. Neyseki yaşadıklarımın farkındayım ve altında yatan nedenleri analiz edebiliyorum. Ayrıca, o anda gerekli tepkiyi de verebildim. Bu olaylar karşısında sakin kalabildim, öfkeden kan beynime sıçramadı. O yüzden, şimdi kendimi iyi hissediyorum. O anda kendimce iyi tepki verebilmemi de sanırım sakin kalabilmeme borçluyum.


Sesli Dinle

Yorumlar

Yorum mevcut değil.