Yazılarda Ara

HAREKET ETME İHTİYACI

Canlı organizması ancak hareket ederek hayatını devam ettirebilir. Hareket etmeyen bir organizma, zamanla ölmeye mahkumdur. İnsan organizması dahi bu tariften hariç değildir. Binaen aleyh hava gibi, su gibi yaşayabilmemiz için hareket etmek de bir ihtiyaçtır. Gel gelelim, gerek çevresindeki sportif faaliyetlerin yetersizliği gerek ailenin aşırı korumacı tavrı sebebiyle sakat insanlar bu ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamamaktadırlar.

Kendim yüz kiloya ulaşınca, meseleyle alakalı dergiye bir şeyler yazmak aklıma geldi. Ne yazmam gerektiği hususunda hafızama müracaat ettiğim zaman, hafızam her zaman yaptığı gibi beni çocukluğuma götürdü. Kendimi, evimizin salonunun ortasında, kendi etrafımda deliler gibi dönerken buldum. Bütün aile fertlerinin beni bu hareketten men etmeye çalışmalarına rağmen hiçbirisi buna muvaffak olamıyordu.

Gel zaman git zaman, ilkokula başladım. Okul ortamında öyle kafama göre kendi etrafımda dönemeyeceğim açıktı. Tam ne yapacağımı düşünürken, aynı sınıfta okuduğumuz bir arkadaşın ileri geri sallandığını fark ettim. Bir başka arkadaş da ha bire kafasını sallayıp duruyordu. Vücudum, kendini ileri geri sallanma hareketine daha yakın bulmuş olacak ki ben de okuduğum sınıftaki ileri geri sallanan arkadaşla beraber sallanmaya başladım. Bu harekete o kadar alışmıştım ki dışarıdan birisi beni sallanmamam hususunda ikaz edene kadar sallandığımın farkına dahi varmıyordum.

Hoş şimdi de varmıyorum ya her neyse... Bu arada kendi etrafımda dönme işine de tam gaz devam ediyordum. Okulda alay mevzuu olmamak için bu hareketi yalnızca tatil için köye gittiğim zamanlarda yapıyordum. Kendi etrafımda dönme huyunu tamamen bıraktığımda, 17 yaşındaydım. Ve lise 3’e gidiyordum.

Zamanla benim gibi sallanan, kendi etrafında dönen, kafasını pervane gibi sağa sola döndüren körlerle tanıştım. İşin garip tarafı, daha evvel birbiriyle hiç karşılaşmamış insanların hayatlarının belli bir evresinde aynı hareketleri yapmalarıydı. Mesela ben köydeki evimde, kendi etrafımda dönerken benden kilometrelerce uzakta oturan başka bir kör benimle aynı hareketi yapıyordu. Daha evvel birbirimizle hiç karşılaşmadığımız gibi bu hareketleri yapmayı başka bir kişiden de öğrenmemiştik. Üstelik herhangi bir zihinsel özrümüz de yoktu. O halde, bizi bu hareketleri yapmaya sevk eden saik ne olabilirdi? Neden hepimiz tek bir yerden komut almış gibi aynı hareketleri yapıyorduk? Bilhassa özel eğitim sahasında çalışan bilim insanlarının dikkatle üzerine eğilmesi gereken bir mesele bu bence. Ama ben sallanma, kendi etrafında dönme gibi tiklerin bir kısmını yapmış; bir kısmını maalesef hala yapmaya devam eden birisi olarak diyorum ki: “Bu gibi hareketler psikolojik ve fiziksel bastırılmışlığın bir neticesidir. Ve ancak bu baskının ortadan kalkmasıyla, ortadan kalkabilir.”. Yazının hemen başında hareket etmenin de hava gibi, su gibi canlı organizması için bir ihtiyaç olduğunu belirtmiştim. Çocukluk çağında bir şekilde bağımsız hareketini kazanmış, özgüveni yüksek körlerde bu gibi tikler hiç görülmez. Çünkü böyle insanlar, günlük hayat pratiği içinde vücutlarının olmazsa olmazı olan hareket etme ihtiyacını karşılayabiliyorlar. Oysa bizim gibi çevre tesiriyle hayatları daha sınırlı bir alana hapsedilmiş olanlar, bu ihtiyacı o dar alanın hudutları içine sığdırmaya çalıştığı zaman ortaya böyle garip tikler çıkabiliyor. İşin bir başka boyutu da, böylesine toplumdan iğdiş edilmiş olan bu gibi sakatların, çareyi kendi hayal dünyalarına sığınmakta görmeleri. Hele bir de aslında hayal dünyalarına ait olan korku, heyecan gibi duygular, fiziksel davranışlarına aksederse, telafisi çok zor davranış bozuklukları yaşanabiliyor. Mesela zaman zaman kendimde bu türden davranış bozukluklarına rastlıyorum. Konunun uzmanı olmadığım için bu gibi sorunların çözümü noktasında bir şey söyleyemeyeceğim. Yine de bana sorarsanız, ben bu tür sorunların tek çözüm yolunun sakatların her alanda hareket etme hürriyetine sahip olabilmelerinden geçtiğini söylerim.

Yazıma son vermeden evvel okuyucularıma mühim bir hatırlatmada bulunmak isterim:

“Kıymetli okuyucu! Eğer dikkat ettiysen, yazılarımda hep kendi yaşanmışlıklarımdan örnekler veriyorum. Bunun seni sıkmış olabileceği düşüncesiyle bu yazıya son vermeden evvel senin nezdinde bu mevzuya açıklık getirmek istedim. Bilhassa EEEH Dergi’yle tanıştıktan sonra sık sık geçmişime yolculuk yapar oldum. Geçmişime yaptığım her yolculukta, daha evvel üzerinde durmadığım birçok hadisenin, sakatlığımla doğrudan bağlantısı olduğunu keşfettim. Bu keşiflerimi EEEH Dergi’nin sayfalarına taşımamın sebebi, tıpkı benim gibi senin de geçmişte ya da şu anda hızla akıp giden hayatın hay huyu içinde başına gelen hadiselerle sakatlığın arasındaki bağlantıyı kurabilmeni sağlamaktır.”

 


Sesli Dinle

Yorumlar

Yorum mevcut değil.