Yazılarda Ara

ENGELLİLİK SÖMÜRÜSÜNDE BOYUT ATLAMAK: ZEYNEP’İN HAMAMLARI

Müge Anlı ile Tatlı Sert programını fırsat buldukça takip ederim. Programda araştırılan vakaların hepsi birbirinden ilginç ama biri var ki engellilik konusunda ezberleri bozacak cinsten.  Hiçbir farkındalık kampanyası masum muhtaç engelli algısını böyle derinden sarsmamıştır.

Hikâyenin ana karakteri Zeynep Ergül.  Anlattığına göre Gaziantep’te yaşıyor, kısmen görme ve işitme engelli, ayrıca felç geçirmiş. Geçimini dilencilik yaparak ve çevreden gelen yardımlarla sağlıyor. Kocası cezaevinde, kardeşleri ve çocukları ona sahip çıkmıyor. Programa da, onu bu yoksul ve engelli haliyle bırakıp kaçan kızını aramaya gelmiş.

Ne kadar da masum, mazlum ve mağdur bir kadıncağız değil mi? Nitekim başta stüdyodaki herkes bu kadına yardım yapmak niyetindeydi. Ama bir baktılar ki “Fitre parasıyla yaptırdım.” dediği ev, meğerse üç katlı villaymış ve bu kadın o villanın bahçesinde kenevir yetiştiriyormuş.

Ayrıca sözde kayıp kız da programa bağlanıp olayın aslını anlattı.   Zeynep, vergi indirimli araba ve engelli aylığı almak için engelli raporu çıkartacakmış, kızdan da kendisinin sağlık durumuyla ilgili yalan söylemesini istemiş, kızı kabul etmeyince de bozuşmuşlar.

Burada bir parantez açmak lazım.  Bunu yapan tek kişi Zeynep değil. Engeli üzerinden sınıf atlamak düşünüldüğünden de yaygın bir durum. İstediği arabayı daha ucuza almak için engelli bir akrabasının raporunu kullananlar hem sigortasız işte çalışıp hem engelli maaşı alarak gelirini arttıran engelliler o kadar çoklar ki...

Fakat Zeynep Ergül, engelliliği sırf maddi kazanç için kullanmıyor; aynı zamanda engellilik onun suçlarını gizleyen bir kamuflaj. Zeynep, toplumun engellilere atfettiği muhtaç, aciz, zavallı rolüne öyle ustaca bürünüyor ki kimse bu kadının suç işleyebileceğini aklına bile getirmiyor. Sıkıştığı yerde de engelini kullanarak yırtmaya çalışıyor, örneğin programda kendisine yöneltilen sorular işine gelmiyorsa, duyamamış gibi yapıyordu.

Programdaki her ayrıntıyı tek tek irdeleyip yazıyı uzun tutmak istemiyorum. Hikâyenin tek cümlelik özeti, engelliliğin her kapıyı açabileceğini bir şekilde fark etmiş bir kadın bundan yararlanarak maddi, manevi kazanç elde etmiş.

Toplumun engelli” hassasiyetini” suiistimal ettiği için bu kadını suçlayabiliriz ama bunu yaparak asıl sorunu göz ardı etmiş oluruz. Bu kadının gerçekten engelli olup olmaması değil mevzu. Asıl mesele, toplumda engelli denince, akan suların durması. Engellilerin masum, aciz, iyi niyetli ve her durumda haklı görülmesi, engellilerin dokunulmazlığı ve sorgulanamazlığı suiistimale açık bir durum. “Toplumdaki engelliler acizdir, güçsüzdür, melektir.” algısına, engellilere sunulan olanakların tümüyle maddi yardım odaklı olmasına karşı olmamızın sebeplerinden biri de bu; engelliliğin, bir sömürü aracına dönüşmesinin önüne geçmek istememiz. Engellilerle, engelli olmayanlar arasındaki eşitsizliği haklar bazında bir eşitlik sağlamak yerine, engellilere birtakım ayrıcalıklar tanıyarak gidermeye çalıştığımızda, engellilere tanınan bu imtiyazlarda nemalanmayı kendine hak görenler daima olacaktır.


Sesli Dinle

Yorumlar

Yorum mevcut değil.