Yazılarda Ara

DOĞUM GÜNÜ ÖYKÜSÜ

Aşağıda okuyacağınız kısa öykü, altıncı yaş buluşmamıza katılanlarla birlikte oluşturduğumuz bir doğum günü hatırasıdır. Her bir cümlesi başka bir kişiye ait olan, doğaçlama bir hikayedir. Farklı bir kişinin eklediği her bir cümleyle bambaşka yönlere savrulan öykümüzü oluştururken biz çok eğlendik, bakalım post modern esintiler taşıyan öykümüz sizi de gülümsetecek mi?

 

DOĞUM GÜNÜ

 

Akşamki doğum gününe gidip gitmeme kararsızlığı içinde, oflaya puflaya evden kalktım.

Gideceğim yer erişilebilir olacak mıydı, kendimi rahat hissedebilecek miydim, insanların davranışları beni rahatsız edecek miydi?

Bu sorular üzerime hücum ederken, her an fikrimi değiştirmekten korkarak, adeta koşar adımlarla, otobüs durağına doğru ilerledim. Kendimi ilk gelen otobüsün içine attım. Otobüsün nereye gittiğini bile sormamıştım. Ama olsundu, nereye giderse gitsindi, hava zaten kapalı ve pusluydu. Doğum günü partisine gitmesem bile,  toplu taşıma aracı beni nereye götürürse kendimi oraya sürükleyecektim.

Nereye gittiğini bilmediğim bu otobüs, gittikçe kalabalıklaşıyordu. Derken, omuzunda derin bir acı hissettim. Bu anlam veremediğim acının etkisiyle bir anda önüme gelen ilk durakta indim fakat burası yanlış ve alakasız bir yerdi. Nerede olduğumu bilmiyordum ve hangi tarafa yöneleceğime karar veremeden indiğim yerde bir süre hareketsiz kaldım.

Hemen biri gelip koluma yapıştı, “Bacım nereye?”

“Yüreğimin götürdüğü yere!” dedim. “Yüreğimizin götürdüğü yere birlikte gitsek olmaz mı?” diye sordu. “Benim yüreğimin götürdüğü yerde, senin yerin yok” diye tersledim. Tam o anda yoldan geçen bir arabadan yüksek sesle bir Demet Akalın şarkısı çalıyordu.

O sırada yüzümü, burnuma gelen deniz kokusuna doğru çevirdim. Yanımdaki adam, “Şu güzel deniz kenarında bir çay içebilir miyiz?” dediğinde, onun hala orada olduğunu anladım. Adam, aramızdaki diyaloğu sürdürmek istiyor ve bana ısrarla şu kritik soruyu soruyordu: “Hanımefendi, yüreğiniz tam olarak nereye gitmek istiyor?” Bu arada ben de kendi kendime soruyordum, yüreğim gerçekten nereye gitmek istiyordu? Doğum günü partisine mi, yoksa bana “bacım” diyen bu kişiyle çay içmeye mi? Ben kendimin nereye gittiğini biliyor muyum ki, yüreğimin nereye gittiğini bileyim.

Kendi kendime nereye gitmek istediğimi sorgularken, bir anda cevap verdim, “Çay içmek istemiyorum çünkü çay benim mideme dokunuyor.”

Böylece, “bacım” diyen adamla birlikte Starbucks’ın yolunu tuttuk. Starbucks’a giderken kahvenin McDonald’s’ta daha ucuz olduğunu söyledim. Ancak adam, “Ben McDonald’s’tan anlamam, lahmacuncuya gidelim” diyerek yeni bir teklifle yönümüzü değiştirdi.

Kahveden, lahmacuna geçişimiz hayli hızlı olmuştu. Kendimi içinde bulduğum çelişkiler ağı öyle büyüktü ki, bu doğum gününe katılıp katılmama stresi beni öylesine ele geçirmişti ki, rüzgar nereden eserse, oraya savrulacak durumdaydım. İşte şimdi hiç tanımadığım biriyle lahmacun yiyorduk. Bu arada fark ettik ki yine hiç tanımadığımız bir adam, bizim hesabımızı Ödemiş. O sırada lahmacuncuda çalan şarkı bir anda dikkatimi çekti, “Dün gece hiç tanımadığım birine sırf sana benziyor diye merhaba dedim.” İçimden eşlik ettim şarkıya, “Dün gece hiç tanımadığım birilerinin, sırf kör diye, hesabını ödedim.” Aynı anda zihnimde bir ampul yandı, “Madem lahmacunu bedavaya getirdik, pastayı da bedavaya getirelim.” Tam bu anda yüreğimin gitmek istediği yerin doğum günü partisi olduğuna karar verdim.

Yabancı adamı, doğum gününe davet ettim. Dedim ki: “İnsan, insana yabancı olamaz. Ben o partiye yabancı değilim, siz bana yabancı değilsiniz, doğum günümüzü beraber kutlayalım.” Doğum gününe birlikte gittik, müthiş bir parti oldu. Bundan sonra, sonsuza kadar mutlu, mesut ve eşit yaşadık.


Sesli Dinle

Yorumlar