Yazılarda Ara

USLU BİR ÇOCUK OLSANIZ DA ŞİRİNLERİ GÖREMEYEBİLİRSİNİZ

Dergimizin bir önceki sayısında yer alan “İbneler ve Körler” başlıklı yazısında Meral Sözen, toplumun engelliliği de eşcinselliği de kibar yolla ifade etme gereği duyması üzerinden engellilerin ve LGBTİ’lerin deneyimleri arasındaki benzerlik ve farklılıkları sorgulamıştı. Ben de gerek bir kör olarak, gerek bir trans erkek olarak karşılaştığım tutumları düşününce fark ettim ki, bu iki kimliğe yönelik önyargılar farklı olsa da temeldeki düşünce kalıpları çok benziyor.

Mesela insanlar, kendileri de bir sebepten ötekileştirilmiş olsalar bile, diğer ötekilere yönelik önyargıları, ayrımcılıkları, hak ihlallerini değerlendirirken şu varsayımdan yola çıkıyorlar: Makul bir öteki olursanız eşit yurttaşlığa hak kazanırsınız. Yani ötekiler toplumun bilinçsizliğine anlayışla yaklaşsa, toplumsal hassasiyetleri gözetse, onlarla uzlaşma yolunda samimi adımlar atsa toplum da onların aslında ne kadar da “içlerinden biri” olduğunu görecek, ötekilere yönelik önyargılarının yanlışlığını fark edecek, onları dışlamayacak ve Mevlevi bir kardeşlik içinde yaşayacaklar.

Bu bakış açısına göre engelliler yardıma ihtiyaçları olmadığını sakin bir üslupla dile getirse kimse onların kolundan tutup çekiştirmez, eşcinseller ulu orta öpüşmeseler ahlaksız damgası yemezler, trans kadınlar fuhuş yapmayı seçmese kolayca başka bir iş bulabilirler, kadınlar mini etek giymeseler tacize uğramazlar, ateistler ramazanda içki içmeseler yaşam tarzları yüzünden kınanmazlar.

Pembe gözlüklerinizin camını kırmak, masalsı ütopyanızı başınıza yıkmak istemem ama o işler öyle olmuyor be canlarım... Uslu bir çocuk olsanız da şirinleri göremeyebiliyorsunuz bazen, hatta şirinler sizi olduğunuz gibi görmüyor çoğu zaman.

Geçenlerde ÖSYM’nin düzenlediği Yabancı Dil Sınavı’na girdim. Dış görünüşüme göre erkek, kimlikteki cinsiyetime göre kadın olduğum için sınav tutanağıma “kimliği şüpheli” ibaresi eklendi. Sınav bitiminde kimliğimi doğrulamak için benden çeşitli evraklara T.C. kimlik numaramı, adımı, babamın adını, doğum tarihimi ve bu şekilde kimlik doğrulamayı kabul ettiğimi yazıp imzalamamı istediler, ancak görme engelli olduğum için imzamı almak yerine parmak bastırdılar. Daha sonra aynı şeyleri sözlü beyan ettirip video kaydına aldılar ve birkaç fotoğrafımı çektiler.

Hâlbuki ben oradaki görevlilere görme engellilerin mürekkep yazı yazamayacağını, hatta birçoğu Braille alfabesiyle okuma-yazma öğrendiği için kalemle yazmayı hiç bilmeyebileceğini gayet engelimle barışık ve komplekssiz bir üslupla açıklamıştım, neden işe yaramadı? Kaldı ki benim gibi sabıka kaydı tertemiz, türlü sapkınlıkların döndüğü onur yürüyüşlerine katılmamış, hayatını fuhuş yaparak değil çeviri yaparak kazanan kendi halinde bir vatandaş nasıl olurdu da sırf trans olduğu için evrakta sahtecilik yapmış bir dolandırıcı muamelesi görebilirdi?

Bu insanların anlamadığı bir şey var: Bu tür mağduriyetler, davranışlarımız sonucu çarptırıldığımız cezalar değil, kimliklerimizden ötürü uğradığımız ayrımcılıklar. Anlattığım olayda mesele benim çizdiğim profil değil. Sorun bir kurumun transseksüellerle dolandırıcıları aynı kefeye koymayacak düzenlemeler yapmaması, görme engellilerin kimliklerini doğrulayabilmesi için erişilebilir yöntemler belirlememesi. Yoksa AÖF mezunu seks işçisi bir trans kadın da, Boğaziçi mezunu mühendis bir trans erkek de aynı muameleyi görüyor, değişen hiçbir şey yok.

Aynı şekilde bir görme engelli, başkalarına hesap ödetmeyi adet edinmiş olmasa bile biri onun hesabını çaktırmadan ödeyebilir; başkalarına bağımlı bir yaşam sürmüyor olsa bile havaalanında bir görevliye zimmetlenebilir.

Yaşadığım son olayda iyice anladım ki “x ama aslında çok y” olmanız size eşit, erişilebilir, engelsiz bir dünyanın kapılarını açmıyor. Toplumun beklentilerine uymanız farklılığınızı görünmez kılmıyor. Tam da bu yüzden göze çarpmak gerekiyor belki, belki de bir şeylerin değişmesi için Ali Rıza Bey’in tadı biraz kaçmak zorunda.

Yazımı Barbaros Şansal’ın Soramazsın videosundaki şu sözlerle bitiriyorum, videonun tamamını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz:

“Kamburlarınızı zımparalamaya çalışmayın, çünkü onlar zımparalanarak küçülmüyorlar, matlaşıyorlar. Hepimizin engeli dediği şeyler aslında bizim özelliklerimiz. Onları lütfen cilalayın, silaha çevirin çünkü devenin kamburu olmazsa çölü geçemiyor.”


Sesli Dinle

Yorumlar

Yorum mevcut değil.