Yazılarda Ara

SAKATLIKTAN DAHA FAZLASI

Neredeyse son dakika yazmaya başladığım bir yazı… Burak yaşıyor muyum diye kontrol etme ihtiyacı bile hissetti ve konuştuğumuzda ne yazacağıma dair hiçbir fikrim yoktu. Sakatlığa dair anlatmak istediğim her şeyi anlatmış gibi hissediyordum; Bağımsız Yaşam’dan, kişisel asistanlıktan, kendi kendine yetebilme mitinden, cinsellikten, sağlamcılıktan, sağlamcılığın içselleştirilmesinden bahsedip tekrara düşmek istemiyordum.

Sakatlık konulu bir dergi olmamıza rağmen, canım başka şeyler hakkında yazmak istiyordu. Mesela gündeme bomba gibi iki tane rap şarkısı düşmüştü; kadın cinayetlerinden, hayvan haklarından, adaletten, ifade özgürlüğünden, eğitimden bahsediyordu. Bu şarkılar hakkında söyleyecek çok sözüm vardı ve sadece “engelli haklarına değinilmemesi” ve engelli haklarının anaakımlaştırılamaması konusunda konuşmak istemiyordum. Okullar açılmıştı ve çok güzel uygulamalar yapan öğretmenler vardı ama engelli çocukların eğitime erişimde karşılaştığı ayrımcılıktan bahsetmek istemiyordum. Engelli kadınlara yönelik muhteşem bir liderlik eğitimi için Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmiştim ama Eugene, Oregon’un erişilebilirliğini ya da kendimi ne tür erişilebilir etkinliklerin içinde bulduğumu anlatmak istemiyordum – tabii aşırı özlememenin de bir yolunu bulabilirsem buna gelecek aylarda mutlaka değineceğim.

Her neyse, birden fark ettim ki, bazen insanlarla sakatlık dışında bir şey konuşmuyorum. Bu, çok yakınımda olan kişilerle olan bir durum değil tabii ki – ama bana sakatlığımla ilgili yorum yaparken rahat hissedecek ve benim sakatlık konusunda konuşmaktan çekinmeyeceğimi bilecek kadar yakın olan ama aslında beni çok da tanımayan kişilerin en çok tercih ettiği konu başlıkları erişilebilirlik, toplumsal önyargılar ve duyarsızlıklar… Bunlarla ilgili bir anahtar kelime duyduğumda ben zaten saatlerce konuşabilirim – ama bu benim her an engelli otoparkına park eden sağlam bedenli insanların ne büyük ayıp yaptığından bahsetmek istediğimi göstermiyor. Bir taraftan tüm bu konuşmaların, örneğin meselenin ayıp olmasıyla değil, hak ihlali olmasıyla ilgili olduğu konusunu gündeme getirmek için önemli fırsatlar olduğunu düşünüyorum. Bir taraftan da sakatlığın sadece sakat kişilerle konuşarak öğrenilecek bir mesele olmadığını da… Bir tık uzağınızda, tüm ihtişamıyla onlarca senedir gelişmekte olan bir sakatlık çalışmaları literatürü duruyor. Yalnız böyle dedim diye sakatlık deneyiminden bahsetmenin öncelikli olarak sakat kişilerin hakkı olduğu düşüncesinden vazgeçtiğim sanılmasın. Tabii ki, “Engellilik ve Cinsellik” başlıklı bir panel yaptığınızda hem sakat bir kadın olarak hem de bu alanda çalışan biri olarak konuşmacı olarak davet edilmeyi beklerim. Benim yerime sakat olmayan birinin çıkıp bir de meselenin toplumsal olan kısımlarına hiç değinmemesi beni gerçekten kızdırır. Ancak, bazı insanlarla iletişimimin çoğunlukla sakatlık üzerinden olması beni biraz düşünmeye itti.

Görünür bir sakatlığa sahibim, tekerlekli sandalye kullanıyorum. Aktivistim, hak savunuculuğu yapıyorum, sakatlık hakkında konuşmaya, düşünmeye, okumaya, yazmaya değer veriyorum. İnsanlar en çok bu yönümü görüyorlar. Bu da başka yönlerimin geri planda kalmasına neden olabiliyor. Bunun da bir çeşit nesneleştirme olduğuna inanıyorum aslında – çünkü sakat kişilerin yalnızca tek boyutta ele alındığını gösteriyor. Bu tek boyuttaki değerlendirmenin içeriği illa olumsuz da değil belki ama sakatlığımın saç rengim kadar doğal olmasını istiyorum. Herhangi bir özelliğimin, mesela en yakın arkadaşımla ilişkimin, derslerimde başarılı olmamın ya da kitap okumayı sevmemin, sakatlıkla nasıl ilişkili olduğu düşünülmesin istiyorum. Hatta bazen kendimi sakatlığım olmasaydı ya da sakatlık norm dışı bir durum olarak görülmeseydi, insanların aklına hangi özelliğimle gelirdim diye merak ederken buluyorum.

Özetle, bir sakat kimliği gelişiminden söz ediyorsak; bu kimliğin tek kimliğimiz olmadığını da hem kendimizin hem başkalarının hatırlaması gerekiyor. Ben aynı zamanda gencim, kadınım, klinik psikoloğum, uzayla ilgileniyorum, dünyayı gezmek istiyorum, tatlıyı tuzluya tercih ediyorum, her gün mutlaka kitap okuyorum, bazen çabuk sinirleniyorum, sonra pişman oluyorum. Bunları, yani bireysel farklılıkları göz önünde bulundurmadan, tüm sakatların sakatlıklarından başka bir yönünün olmadığını, sakatlığa dair benzer hislere sahip olduklarını ve hepsinin toplumdan isteklerinin, ihtiyaçlarının aynı olduğunu düşünmek, sonrasındaki ayrımcılıkların temelini oluşturuyor zaten. Buradan yola çıkan bir kişi tüm sakatların tedavi olmak istemesi gerektiğini de savunuyor mesela… Evet, son dönemde bir de böyle bir tartışmanın içinde bulduk kendimizi Meral’le. Önümüzdeki sayılarda bu konuya da değiniriz olmazsa. Bizde konu bitmez nasıl olsa…


Sesli Dinle

Yorumlar

Yorum mevcut değil.