Yazılarda Ara

İBNELER VE KÖRLER

“İbneler ve Körler” yerine, “Eşcinseller ve Görme Engelliler” deseydim daha mı şık olurdu sizce?

Bu sözcüklerin anlamlarına bakalım hemen.

“İbne” Arapça bir sözcük. “İbn” oğlan çocuk demek. Örneğin “İbni Sina” dediğimizde, “Sina’nın oğlu” demiş oluyoruz. “Sina’nın kızı” demek istersek, “İbnetu Sina” diyoruz. Bu sözcüğün bizim dilimizdeki karşılığı ise, “oğlan” sözcüğüne yüklenen anlamdan veya eşcinsel kişiyi, “kız” olarak isimlendirme isteğinden kaynaklanmış olabilir. Yani siz anadili Arapça olan bir toplulukta, bir kişiyi çok rahat “ibne” diye işaret edebilirsiniz. Türkçe’ye geldiğimizde ise, Türk Dil Kurumu’nun tanımına göre “ibne”, “edilgin, eşcinsel erkek” demek. Tüm bu yönleriyle baktığımızda bu sözcüğün küfür ya da hakaret sayılması için hiçbir sebep yok ortada.

“Kör” sözcüğüne bakalım bir de. TDK, yan anlamlar dışında birincil tanım olarak, “görme engelli” demekle yetinmiş ve yan anlamlara dair cümle içinde örnek kullanımlar verirken, birincil anlama dair bir örnek cümle vermemiş. Türk Dil Kurumu’nu kaynak gösteren bir başka web sitesi ise, “kör” sözcüğünün birincil anlamı için Necati Cumalı’dan alıntı yaparak şu örnek cümleyi vermiş: “Körü körüne duygululuk, sanatçıyı da körün değneğiyle yolu araması gibi zavallı duruma düşürür.” Anlatmaya gerek yok, görüyorsunuz! Ama yine de anlatacağım. Körün değneğiyle yolu aramasında hiçbir zavallılık yoktur. Değişmesi gereken, sözcükler değil sözcüklere yüklenen hatalı anlamlardır.

Birebir sorma imkânı bulabildiğim birkaç eşcinsel arkadaş, kendilerine hakaret veya aşağılama amacı güdülmediği sürece, “ibne” denmesinden rahatsızlık duymadıklarını söylediler. Bununla birlikte eşcinsel olmayan kişilere “ibne” dendiğinde daha çok tepki gösterdiklerini gözlemledim. Körlük konusunda durum biraz daha farklı, kör olmayan kişiler, kendilerine “kör” dendiğinde bunu çok ağır bir söz olarak algılamazken; kör kişi, kendisine “kör” dendiğinde bunu kırıcı bir ifade olarak algılayabiliyor. Çok ilginçtir; dikkatsiz veya önüne bakmayan birine “kör müsün?” denmesinde pek de bir sorun yokken, gerçekten kör birine “kör” denmesi çok ayıp ve incitici bulunuyor. Cinsel yönelimlerin bir tür alçaklık veya adilik, görme yetisinin bulunmayışının ise bir zavallılık veya düşkünlük olarak algılanması sebep oluyor bu saçmalıklara.

Bir süredir sakat hareketi ile LGBTİ hareketi arasında kıyaslamalar yapmak, zihinsel olarak hayli tatmin ediyor beni. Bu iki olgu arasında, bazen çok ciddi benzerlikler bazense derin farklılıklar keşfediyor ve bakış açımı geliştiriyorum. “Gelişmek” deyince; yıllar önce bir arkadaşım, niçin sürekli bir şeyler okuyup durduğumu sorup, “Beni geliştiriyor.” cevabını duyduğunda şöyle bir tepki vermişti: “Çok iyi. Geliş! Daha da geliş de toplumdan iyice uzaklaş.” O zaman, “Sorun değil.” demiştim, “Ne de olsa zirve yalnızlıktır.” Artık böyle düşünmüyorum dostlar. Tek başına çağ atlanmıyor. Toplumun çoğunluğu öyle bir ezber gücüyle çeviriyor ki bu hipnoz çarkını, ne yazık ki zaman zaman biz de kapılıyoruz bu çarkın sağlamcılığına. Ve gerçek zavallılık burada başlıyor. “Engelli olduğun hiç belli olmuyor” dendiğinde bundan mutlu olduğumuzda, bir şeyi sağlamlar gibi yapamayacaksak hiç yapmamayı tercih ettiğimizde, gelecek bir tedaviyi bekleyerek hayallerimizi ertelediğimizde, belki yakınımız belki de hiç tanımadığımız kimselerin bizim hakkımızdaki düşüncesi uğruna biricik hayatımızı feda ettiğimizde… Gol üstüne goller yiyoruz. Bu konuyu bir futbol karşılaşması üzerinden çok güzel anlatan bir Engin Yılmaz yazısına denk geldim, dergimizin eski sayıları arasında gezinirken. “İçimizdeki Brezilya’yı Bulmak Ya Da Kaybetmek” adlı bu yazıyı bir kez daha öneririm herkese. Özellikle de kalecisiz oynamaya çalışan benim gibi az gören veya görüşünü sonradan yitirenlere. Artık çok iyi anlıyorum ki, sorunun temelinde yeti kaybı değil, uğradığımız psikolojik şiddet var. Örneğin yanında bir refakatçi olmadan tek başına bir yere gitmeyenlerin, bunu yapamama sebebi nedir sizce? Bir yerlere çarpmak mı, düşmek mi, gideceği yeri bulamamak mı? Hayır, hiçbiri değil. Yolda giderken ayağımız bir taşa çarptığında duyduğumuz acıdan daha çok, çevremizdeki birinin acıyan gözlerle bakması veya “Yazık, çok da gençmiş” demesi canımızı sıkıyor. Konusu her geldiğinde, “Hepimiz engelli adayıyız” demeyi, aman aman bir şey dedim zanneden bir kitleyle karşı karşıyayız. Bu ne bencillik, bu ne şuursuzluk? Kendilerine şöyle seslenmek isterim: “Sorun bizde değil, sizde!”

Evet, sevgili duyarcılar; bir kişi kör olduğunu söylemekten veya duymaktan neden rahatsız olur sizce? Kendisiyle barışık olmaması veya kompleksli olması falan diye kestirip atamayız.

Evet, sizin yüzünüzden orta zekâlılar ordusu! Toplumun çoğunluğu yani. İnsanları zavallı hissettiren, ürkek, çekingen ve beceriksiz kılan sizsiniz. Bakışlarınızla, sorularınızla, davranışlarınızla, müdahalelerinizle, dört yandan koşup canını sıkıyorsunuz insanların; aileler, arkadaşlar, iş yerindekiler, komşular, esnaflar, yoldan geçen adamlar... Körleri de ibneleri de rahat bırakın artık. Değişmesi gereken sözcükler değil, sizin kafalarınız.

Ve son olarak bir LGBTİ sloganıyla bitireyim: “Alışın! Bir yere gitmiyoruz. 


Sesli Dinle

Yorumlar

Yorum mevcut değil.