Yazılarda Ara

BİR YOLCU

Kaç kere gidip, kaç kere gelmişti aynı yolu. Yüzlerce kez, hatta binlerce…

Bazen geçmek bilmezdi zaman, bazen de otobüs camına yaslanarak geçen uyku kadar kısa sürerdi; ayırırdı bazen yuvasından. Peçeteyi yüzüne kapatıp ağlardı. Acaba görür müydü diğer yolcular? Aman görmesinlerdi sakın. Hatta koridoru adımlayıp duran şu muavin de görmesindi. Gelir, dikilirdi tepesinde. Çünkü ağlayamazdı bu yolcu. Arkadaşının gönderdiği komik bir mesajı telefondan okurken gülemezdi. Ne su içerdi, ne de çay-kahve. Kendi de inemezdi zaten. “Acaba var mıydı karşılamaya gelecek birileri?” Çoğu muavinin aklından böyle şeyler geçerdi. Bazısı bu soruları kelimelere döker, bazısı gider şoförle paylaşır endişelerini. Bazısı da yalnızca susar, yok sayar, sanki o koltuk boşmuş gibi. Ve çok azı da, normal davranırdı. Onlar da sınıftaki öğretmen kadar, hastanedeki doktor kadar, gişedeki memur kadar insandı. Ama herkese insanca yaklaşacak kadar insan değil. Tüm yolcular aynıydı onlar için. Ev hanımıyla profesörün, üniversite öğrencisiyle yaşlı amcaların, teyzelerin birbirinden farkı yoktu. Otobüsün koltuğuna oturur oturmaz herkes yolcuydu. Herkes aynıydı, bir yolcu hariç. 

Böyle geliiiip geçerdi yollar. Her biri onun yüreğinde, belleğinde bir iz bırakarak. Hayallere dalardı, gün geceye kavuşurken. Kitaplara kulak verirdi. Naif bir kadın sesi Shostakovich’i anlatırdı. Leningrad’daki o büyük savaşta hem savaşan hem de besteler yapan ünlü Rus bestecisini. O naif ses anlatadursun; şoför koltuğundan gelen sesler, aradan sıvışıverirdi kulağına: “Bunu kim bindirdi otobüse? Nerede inecek acaba? Kim almaya gelecek?” 
Sağır bir kulağın duyabileceği sorular, sorular…

Ağız dolusu haykırmak, için için gülmek, ya da sadece kulak ardı etmek… İstediğini yapmakta özgür… Başını arkaya çevirip “İçecek alıp almayacağımı neden bana sormadınız? Biletimi neden kontrol etmediniz? Neden bana ‘siz’ değil de ‘sen’ diye hitap ediyorsunuz?” Bunları diyebilmekte de özgür. O an hangisini yapmaya gücü yeter, bilinmez. Susmak mı, konuşmak mı, gülümsemek mi, sinirlenmek mi? Birbiriyle mücadele eden duygular… Birbirini susturan, birbirini engelleyen duygular… Birbirini yok sayan otobüsteki insanlar… Susan ve konuşan arzuların mücadelesi, yolcuyla muavinin mücadelesi böyle sürüp giderdi. Bitmezdi, aralarındaki münakaşa. Git gel bitmezdi yollar. Pazartesileri hüzünlü, cumaları sevinçli yollar…

Pazartesi hüznün, Cuma sevincin günüydü. İşte böyle sevinçli bir Cuma akşamı, indi yolcular otobüsten. Hepsi de yolcu sıfatıyla indi, yürüdü birer birer sevdiklerine. Eve varınca içilen sıcak çorba daha tatlıydı sanki bugün. Yumuşacık yatağın Uykusu daha davetkârdı.

Baş ucunda sevgiyle gülümseyen anneye, “Bugün yolculuğum güzel geçti, bugün insanca muamele gördüm, bugün ben de herkes gibi yolcuydum” diyebilmek ne güzeldi


Sesli Dinle

Yorumlar

Yorum mevcut değil.