Yazılarda Ara

DOSTA DÜŞMANA BASTONU DİK TUTMAK

Sakatları sağlamlardan ayıran belirli sınırlar vardır. Sakatları da birbirinden ayıran epeyce kalın bir çizgi var ki adına “engelini kabullenme” diyoruz. Asosyal, agresif ve alayına isyan modunda takılan bir sakatsanız muhtemelen engelinizi kabullenememişsinizdir ve sakatlar sizden olmadıklarını kanıtlamak için bir hayli uğraşır. Ama eğer ortamlardan ortamlara akan, sakatlığıyla ilgili şakalar yapan biriyseniz, su altı fotoğrafçılığından takı tasarımına kadar geniş bir hobi yelpazeniz, aşmış bir entelektüel birikiminiz, parlak bir STK kariyeriniz, aktivizmde isminiz gazetede resminiz varsa tebrikler! Alfa sakatlar cemiyetine hoş geldiniz. Globalleşen dünyada ötekini ezmeden yükselemediğimiz gerçeğini bir kenara bırakırsak, en bağımsız göründüğümüz anlarda bile aşağılık kompleksinin esiri olmadığımızdan emin miyiz? Kimseye saldırmak niyetinde değilim, sadece dosta düşmana dik tuttuğumuz bastonları birkaç dakikalığına indirmeyi teklif ediyorum.

 

İşte sakat aktivistlerde sıkça rastladığım söylem ve tutumlarda gözlemlediğim gizli sağlamcılık örnekleri:

 

  1. Sağlamlara devamlı kendini açıklama eğilimi

Geçtiğimiz aylarda sakat bir sporcunun eşi, nasıl seviştiklerini soran komşularına cevaben seks pozisyonlarının dövmesini yaptırmıştı.

Herhangi bir Türk, Kürt, Alevi, eşcinsel ya da vegan, cinsel hayatı sorgulandığında cevap hakkını karşı tarafın merakını gidermekten yana kullanmayacaktır. Çünkü bazı soruların cevabı çok basittir: “Sana ne!” Eğer biz körler kızıl saçlı birine vücut tüylerinin de kızıl olup olmadığını sormuyor ve körlüğümüzü gerekçe göstermiyorsak sağlamlar da bazı şeyleri bu denli pervasızca soramamalı.

Sadece özel soruları değil, tanıdığımız ya da otobüste, yolda, kampüste karşılaştığımız kişilerden gelen her türlü soruyu farkındalık yaratmak için birer fırsat olarak görüyoruz ve adeta konferans veriyoruz. İnsanların sakatları tanımaması bizi mobil danışma görevlisi yapmıyor. Susma hakkına sahibiz ve bu bizim “kendiyle barışık” veya aktivist olmadığımız anlamına gelmez.

 

  1. Kendisi için değil, sağlamlar için yaşamak

“Eğer gece kulübüne giden bir sakat görürlerse, toplumun sakatların eğlenmeyi bilmediği yönündeki önyargısı kırılır.”

Bizler sadece gözleri görmeyen, kulakları duymayan, yürüyemeyen veya konuşamayan insanlarız, kozmetik ürünleri satan pazarlamacılar değiliz. Sakatlık cihadı da yapmıyoruz. Yani bir ortama, orada bulunmak istediğimiz için gideriz. Sağlamların bizi nerede, ne yaparken gördüğü, görünce ne düşündüğü bizim meselemiz olamaz. Asosyal olmak da bir tercihtir ve bu durumu sakatlıkla açıklamak kişinin bireyselliğini göz ardı etmektir, o kişiyi sakatlığından ibaret saymaktır.

 

  1. Sakat faşizmi

“Bunun gibiler yüzünden toplum bizi yanlış tanıyor.”

Her sakat aynı becerilere veya bilinç düzeyine sahip değildir, olmak zorunda da değildir. Bağımlı ya da bağımsız yaşam kişinin özgürce vermesi gereken bir karardır. Birtakım sakatların diğerlerini mahalle baskısıyla cıkcıklaması, toplumun tüm kesimlerine belirli bir yaşam tarzını dayatmaya benzer. Toplumun sakatları kalıplaştırmasına değil de sakatları “toplumun” kalıplaştırmasına mı tepkiliyiz yoksa?

 

  1. Sosyal ilişkilerde sağlam/sakat ayrımı

“Körler hep birbiriyle vakit geçiriyor, neden “engelsiz” arkadaşlar edinmiyoruz?”

“Benim de Kürt arkadaşlarım var.” Sözünden daha gerzekçe bir şey varsa o da kimi sakatların sağlamlarla ilişki kurmayı prestij saymasıdır. İnsanın sağlam dostları olmalı tabii ki ama beden bakımından değil. Eğer bir sakat, kendi çevresindeki sakatları sağlamlardan ayırıyorsa, sağlamların ortamında kabul gördüğü için gururlanıyor, sakatlarla bir arada olmaktan rahatsız oluyorsa, sağlamların arasına girmek için sakatları satıyorsa (örneğin “Ben sizin bildiğiniz körlerden değilim!” tripleri)  o kişiyi sağlamcı olarak nitelememek için hiçbir neden yok açıkçası.

 

Biraz daha yazarsam esaslı bir doktora tezim olacak. Yazının özü özeti iki basit soru aslında:

Biz sakatlar sağlamcılığa, negatif/pozitif ayrımcılığa, kalıp yargılara karşı omuz omuza mı duruyoruz yoksa kendi gemimizin kaptanı olma uğruna diğer sakatları bir kalemde harcayabiliyor muyuz?

Sağlamlar bizi kendileriyle eşit görmüyor, hayatımız üzerinde söz söyleme hakkını kendilerinde buluyor ama buna karşılık biz sınırlarımızı açıkça ortaya koymak yerine sağlamları bilinçlendirmeyi tutum ve davranışlarımızın temel amacı haline getirerek onları biraz fazla mı şımartıyoruz?


Sesli Dinle

Yorumlar

Yorum mevcut değil.