Yazılarda Ara

ATALARIMIZA SORDUK: "SAKATLARI NASIL BİLİRSİNİZ?"

Sakatların ve sakatlığın toplumumuzda bir tabu olduğu ve özel günler ve durumlar dışında pek konuşulmadığı bir gerçek. Peki konuşulduğumuz zaman nasıl konuşuluyoruz? Hangi özelliklerimizle anılıyor, nasıl biliniyoruz? Toplumsal hafızamızın önemli bileşenlerinden olan atasözlerinin körlü sağırlı olanlarını şöyle bir yoklayarak Anadolu coğrafyasında sakatlığa yüklenen anlamları “sakat” bir bakış açısıyla analiz etmeye çalıştım.

 

Körle yatan şaşı kalkar.

Körlük denince akla ilk gelenlerden olan bu atasözü, kimi kesimlerce “bidon kafalı” diye aşağılanan halkımızın gerektiğinde tıp tarihine geçecek buluşlara imza atabildiğinin bir göstergesi. Anadolu insanı, İsviçreli bilim adamlarının henüz üzerinde bile çalışmadığı bir konuya yüzyıllar önce parmak basarak körlüğün cinsel yolla bulaşabildiğini tespit etmiş! Bunun tam olarak nasıl gerçekleştiğini açıklayan herhangi bir kaynak mevcut değil. Ancak Anadolu’da fazla mastürbasyon yapmanın körlüğe yol açacağı inanışının yaygın olması Anadolu medeniyetlerinin körlüğün cinsel temellerini ortaya çıkarmış olabileceği ihtimalini güçlendiriyor.

 

Gönülsüz seksten sakat çocuk doğar.

Tam olarak bu kelimelerle ifade edilmese de, birbirini yeterince arzulamayan çiftlerin çocukları olduğumuzu ima eden bir atasözümüz mevcut.

 

Kurtlu baklanın kör alıcısı olur.

Bir aşkın meyvesi olamamış insanların filmlere konu olacak bir aşka layık görüleceğini düşünmüyordunuz değil mi? Okuduğum bir röportajda kör bir adamla evlenen bir kadın, gerdek gecesi bakire olmadığı anlaşılmasın diye kör bir adamı tercih ettiği yönünde ima ve hakaretlere maruz kaldığını anlatıyordu. Köylerde kör erkeklerin dul veya “adı çıkmış” kadınlarla, kör genç kızların da yaşlı adamlarla evlendirildiğini duymuştum. Yani sakat kişiler, kendileri gibi veya başka açılardan “kusurlu, yetersiz” görülen kişilere layıktır ve her iki taraf da kendi “defolarının” bilincinde olarak payına düşene razı olmalı, gibi ilkel ve acımasız bir inanış var. Günümüzde bu alışveriş mantığı, yerini “Birbirlerini daha iyi anlarlar.” naifliğine bırakmış durumda.

 

Kör tuttuğunu, topal yakaladığını öper.

Sürekli cinsel dürtülerimizle anılıyor olmanın beni ufaktan rahatsız etmeye başladığını itiraf etmeliyim. Nasıl bir mantıktır anlamıyorum, biz sakatlar aklı uçkurundan başka bir şeye çalışmayan sapıklarız, şans eseri denk getirdiğimiz herkese cinsel tacizde bulunuyoruz öyle mi? Kendi adıma konuşacak olursam, yardım amaçlı kolundan “tuttuğum” kimseyi öpmeye çalıştığımı hatırlamıyorum.

 

Topalla gezen aksamayı öğrenir.

Sakatlığın cool sayıldığı ve insanların sakatlara özendiği bir dönem yaşandı mı bilmiyorum ama şu an için böyle bir durum söz konusu değil. İnsanlar yılda bir gün engelli adayı oluyor o kadar. Az daha unutuyordum, zifiri karanlıkta baston sallamak için para veren milyonlar vardı değil mi?

 

Körler sağırlar birbirini ağırlar.

Engelli köyleri fikrinin altında bu motto yatıyor olsa gerek. En azından misafir ağırlayabildiğimizin farkında olmaları olumlu bir gelişme. Ama sanılanın aksine sakat olduğumuz kadar misafirperverizdir de, kapımız sağlamlara da açık. Mesela ben çok güzel makarna salatası yaparım, parmaklarınızı yersiniz. (Salatayı da ben yerim ehehe :D)

 

Aşkın gözü kör, kulağı sağır.

Hem sakatlara mantık evliliğini dayat, hem de aşkı körlere sağırlara benzet, olacak iş mi? Aşk sakatsa, bir sakatı da en iyi bir sakat anlıyorsa, sakatlığı yaşayan, aşkı da çözer, bingo!

 

Bu atasözlerine göre, sosyal medyada görenin içini ferahlatan, toplumu kötülüklerden arındıran, dünyanın pisliğine bulaşmamış altın kalpli masumlar olarak göze çarpan bizler toplumsal hafızada istem dışı dünyaya gelmiş, sakatlığıyla çevresini olumsuz etkileyen, bu yüzden toplumdan izole edilmesi gereken, cinsel dürtülerini kontrol etmekten aciz olmamız dolayısıyla da potansiyel sapıklar olarak ön plana çıkıyoruz. Kimsenin tercih etmemesiyle iştah kabartan ve ham elmaya benzetilen topal kadınlardan bahsetmedim bile. Bireyler gibi toplumların da bilinçaltı vardır ve bilinçaltındaki “sakat”ı dönüştürmek için senede bir gün yetmez. Sonuçta bu tür söylemlerin dayandığı bir düşünce sistemi vardır. Sakatları ilahi bir ceza ya da hayatı cehenneme çeviren bir bela olarak gören, hayatını ve tercihlerini hiçe sayan, cinselliğinden arındırdığı sakat bedeni iğrenç fantezilerle erotize eden ve metalaştıran zihniyet değişmedikçe üreteceği söylemlerin değişmesi beklenemez. Unutulmamalıdır ki “Topalla gezen aksamayı öğrenir.” ile  “Sınıftaki spastik kız yüzünden oğluşumun telaffuzu bozuluyor.” arasında barındırdığı alt metin açısından hiçbir fark yoktur.


Sesli Dinle

Yorumlar

Yorum mevcut değil.